13 Haziran 2014 Cuma

Son 30 Yılın En Iyi 5 Sınıfı

NBA’de takım dengeleri korumak için kötü takımlara biraz şanslarının yardımıyla yeni oyuncularının en iyilerini seçme hakkı verilir. Biliyorsunuz Amerikalılar bunun için bir Lottery düzenlerler ve enşanslı olan takım o sene drafta giren oyunculardan istediğini kadrosuna katma hakkına sahip olur. Bazı takımlar diğerlerinden daha şanslıdır, çünkü kötü gittikleri bir sezonun arkasından draft edebilecekleri çok iyi oyuncular vardır.
2013 yılı için ne kadar kötü bir draft sınıfı deniyorsa 2014 için bir o kadar iyi bir sınıf diye bahsediliyor. NBA’nin önümüzdeki 15 yılına bu sezon draft edilecek oyuncuların damga vuracağından bahsediliyor.
Böyle olunca biz de son 30 yıldaki en iyi 5 draft sınıflarına göz atalım dedik.

5) 1985 sınıfı
malone-ewingIlk gerçek Lottery’nin uygulandığı sene olan 1985’te New York Knicks lehine NBA yönetimi tarafından avantaj sağlanıp sağlanmadığı halen konuşulur. Söylenene göre Knicks’in bu Lottery’i kazanacağı önceden bellidir ve onlardan birinci sıradan efsanevi Patrick Ewing’i draft ederler. Bu sınıf belki 1984 gibi oyunu temelden değiştiren aktörlere sahne olmadı; ama yine de tarihin önemli sınıflarından biri olarak kabul edilir.
Bu senede Ewing gibi bir süperstarın yanında ondan hiç de aşağı kalmayan 13. sıra seçimi Karl Malone da vardır. Dream Team’in daha göz önünde olan isimlerinden Chris Mullin da aynı yılın 7 sıra seçimidir.
Joe Dumars, Detlef Schrempf, Charles Oakley gibi isimler de döneme katkı sağlamış oyunculardır.

4) 1987 sınıfı
USAB through the years2Bir draft sınıfında David Robinson ve Scottie Pippen varsa o draft sınıfı başka kimse olmasa dahi en iyi sınıflardan biri olarak kabul edilir.
Bir de bu efsanevi oyunculara Reggie Miller gibi bir yüzüksüz efsane ile Horace Grant, Mark Jackson gibi oyuncular eklenirse unutulmaz bir sınıf ortaya çıkmış olur.
Kariyerinde Scottie Pippen altı; David Robinson’ın ise 2 şampiyonluk yüzüğü kazandı ve iki oyuncu da Hall of Fame olma başarısı gösterdi.

3) 2003 sınıfı
gallery-trioBu sınıftan daha iyi ne olabilir diye düşünüyorsanız karşınızda 2003 sınıfı. Daha kendisi lige gelmeden namı gelen Lebron James beklentileri karşıladı ve kendisini birinci sıradan draft eden Cleveland’a bir şampiyonluk elde edemese de ligin efsaneleri arasına girmeyi şimdiden garantiledi.
Beşinci sıradan seçilen Dwyane Wade ve dördüncü sıradan seçilen Chris Bosh ile arka arkaya üçüncü finallerini oynuyorlar ve daha uzun süre de doğu konferansını sallayacakları söylenebilir.
Üçüncü sırada bir başka büyük yıldız var: Carmelo Anthony. Henüz bir yüzüğü olmasa ve New York çukurunda debelense de doğru bir hamle ile parmağına yüzüğü takacak potansiyeli her zaman olacaktır.
Altıncı sıradan Clippers tarafından seçilen Kaman ve yedinci sıradan Bulls tarafından draft edilen Hinrich hala kariyerlerini sağlam bir şekilde sürdürüyorlar.

2)   1984 sınıfı
hakeem-mjBir sınıfta Michael Jordan varsa o sınıf bu tip listelerde her zaman en üstlerde yer alır. Atlanmaması gereken bir nokta Jordan’ın ancak 3. Sıradan draft edilmiş olması.
Birincisi sıradan draft edilen Hakeem Olajuwon olunca ihtiyaca göre bu seçim anlam kazanabilir.
2. sıradan draft edilen Sam Bowie tarihteki en yanlış draftlar listesinde sonsuza kadar üst sıralarda yer alacak. Haydi diyelim ki uzuna ihtiyacın vardı iki numara pozisyonunda oynayan Jordan’ı tercih etmedin. Charles Barkley? Sam Perkins? Onlar da 5 ve 4. Sıralardan seçilmiş 4 numaralar.
Bu arada Utah Jazz’ın da 16. sıradan yakaladığı John Stockton da bu sınıfa önemli bir özellik kazandıran bir oyuncu oldu.

1) 1996 sınıfı
Ekran Resmi 2014-06-13 18.01.12Say say bitmeyecek bir sınıf. Oyuna yıllarca damgalarını vurdular ve bazıları hala vurmaya devam ediyor.
Ilk sıradan seçilen isim bir 76ers efsanesi: Allen Iverson. Ikinci sıradan seçim yapma şansına sahip olan takım Toronto Raptors ve draft ettikleri oyuncu Marcus Camby. Vancouver 3. sıradan Shareef Abdur-Rahim’i alırken Stephen Marbury kendine dördüncü, Ray Allen ise beşinci sıradan yer bulabiliyordu.
Dediğim gibi say say bitmiyor. Daha büyük balıklara gelmedik bile.
Mesela 5 yüzüklü Dereck Fisher ancak 24. sıradan Lakers tarafından draft edilmiş.
Lakers 13. sıradan Charlotte tarafından draft edilen 18 yaşındaki genç çocuğu da takas yoluyla alarak kendi geleceği için bir yol çizmiş oldu. Siz o genç çocuğu Kobe Bryant olarak biliyorsunuz.
Kobe’nin hemen ardından Peja Stojakovic ve hemen onun ardından da 2 kez MVP seçilme başarısı gösteren Steve Nash.
Bir de Jermaine O’Neal var ama bu yıldızlar arasında ancak rol oyuncusu olarak kendisine şans bulabilecek bir kariyeri oldu.

Draft sınıfının ne kadar iyi olduğu kadar sizin ne kadar doğru tercihler yaptığınız da takımınız geleceğini temelden ekliyor. Doğru bir araştırma yapmazsanız 2003 draftından 2. Sırada Darko Milicic ile veya az önce bahsettiğim gibi 1994 draftından Sam Bowie ile çıkabilirsiniz.
Bakalım 2014 sınıfı kendine bu listede yer bulabilecek mi? Bu sorunun cevabını ancak uzun yıllar sonra öğrenebileceğiz.

2 Haziran 2014 Pazartesi

4+1 = 5+0

Sezon iki takım hariç tüm takımlar için biti. Ikinci lig’den yükselen takımlar da belli oldu. Herhangi bir olağanüstü durum olmazsa – ligden çekilme gibi – gelecek sezon Beko Basketbol Ligi’nde mücadele edecek 16 takım ortaya çıkmış oldu.
Takımlar gelecek sezonun planlamasını yapmak istiyorlar; ancak kendileri için çok önemli bir konu olan yabancı sınırı ile ilgili net bir karar alınmış değil. Klüplerin bu alanda federasyona büyük bir baskıları bulunmakta. Klüplerin büyük kısmı 5 yabancının aynı anda sahada olabilmesinden yana, bunun yerli oyuncu piyasasındaki anlamsız şişmeyi önleyebileceğini düşünüyorlar.
Federasyon ise Türk oyunculara pozitif ayrımcılık uygulamazsa kamuoyundan tepki gelebileceğinden endişe ediyor.
Federasyonun vermesi beklenen 2 olası karar var. Ya 4+1 diyecekler ve sahada mutlaka bir Türk oyuncu bulunma zorunluluğu getirecekler ya da 5 + 0 ile tüm yabancıların aynı anda sahada olmasına izin verecekler.
Biraz daha geniş baktığımızda oyuncu gelişimi ve süre alma açısından bu iki kuralın birbirinden pratikte pek farkı olmayacaktır. Oyuncular 40 dakika boyunca sürekli sahada kalamayacaklarından ilk 5+0 kararı durumunda bile sahada bir Türk oyuncu bulunması bir şekilde gerekli olacaktır.
Çok süre alan bir oyuncu 32 dakika forma giyse ve geriye kalan 8×5 = 40 dakika yine Türk oyuncular tarafından paylaşılır durumda olacak. 4+1 kuralında da yine aynı şekilde sahada kalan Türk oyuncu süresi 40 dakika olacak.
Bu durumda şekilci hareketlerden vazgeçip yabancı ile kuralı mümkün olduğunca genişletmek ve daha da önemlisi 21 yaş altında olan oyuncuların oynama sürelerine göre takımlara ödül uygulamasına gitmek gerekir. Örneğin normal sezonda maç başına 10 dakikanın üzerinde süre alan 21 yaş altı oyuncu başına klübe 125.000 USD gibi bir ödül konsa düşük bütçeli takımlar genç oyunculara süre verme konusunda daha istekli olurlar.
Futbolda PTT 1. Lig’de buna benzer bir uygulama şu anda yürürlükte ve takımlar “zorla” da olsa genç oyunclarına para ödülü için bu şansı veriyorlar.
Özetle 4+1 ve 5+0’ın birbirinden farkı yok, uzun vadede atılım yapmak istiyorsak genç oyuncu primini devreye sokmamız gerekiyor.

Yarı Finallerde Ilk Seri Başlıyor

2008-07-15_fbulker446-2
Fenerbahçe Ulker ve Pınar Karşıyaka bu sezon 3 kez karşılaştılar ve bu üç maçı da Pınar Karşıyaka kazandı.
Fenerbahçe Ulker ligde 6 maç kaybetti ve bu maçların 5’I yarı finaldeki üç takıma karşıydı.
Fenerbahçe Ülker’in sorunu Türk oyuncu rotasyonu, bu çok belli olan bir konu. Euroleague’de Fenerbahçe Ulker’in en çok kullandığı beşlere baktığımızda aşağıdaki tablo gözümüze çarpıyor.
Ekran Resmi 2014-05-22 18.05.06
Bu tabolya göz attığınızda fark edilmesi gereken konu net: Bu beşlerin hiçbirini ligde yabancı sınırı nedeniyle oynatma şansı yok. Playofflarda Fenerbahçe Ulker’in elinde kalan Türk rotasyonu Berk, Melih, Ömer, Emir, Izzet ve Oğuz’dan oluşuyor. Bu oyuncuların sahada en az 80 dakikada yer almaları gerekiyor.
Ancak Obradovic bu oyunculardan sadece Emir, Melih ve biraz da Oğuz’a güveniyor ve dakika vermekten memnun oluyor. Diğer oyuncuları henüz veya artık bu seviye için çok da yeterli görmüyor. Zaten ortadaki bu 80 dakikanın ortalama 23’u Emir’in oluyor. Melih de 18 dakika civarında süre alıyor. Oğuz’un da 15 dakika civarında oynadığını düşünürsek geriye 24 dakikalık bir süre kalıyor. Bu süre kah Berk’in oluyor, kah Emir ve Melih’in süreleri artıyor. Içine sinmeyen oyuncularla oynayınca da Obradovic kafasındakileri sahaya yansıtamiyor.
En iyilerle çalışmaya alışmış bir koç için en iyi olarak görmediği oyuncularla bir yerlere gelmeye çalışması zorlayıcı oluyor. Diğer yandan sezon boyunca hiçbir oyuncusuna 25 dakikadan fazla ortalama ile süre vermediğini hatırlatalım. Yani Obradovic diri bir takım istiyor, bunun da tek yolunun Türk oyuncuları işin içine katmak olduğunu biliyor. Yine de onlardan istediğini alamadığında çözüm bulmakta zorlanıyor.
pinar_karsiyaka_logo
Pınar Karşıyaka tarafında ise rotasyon çok daha sınırlı; ancak Diebler gerektiğinde 3 uzatmalı bir maçta – Royal Halı Gaziantep deplasmanı – 52 dakika sahada kalabiliyor. Dixon’ın sezon ortalaması yaklaşık 33 dakika, ki bu ortalamayı genelde erken koparılan maçlar ve sakat olduğu dönem düşürüyor. Örneğin Izmir’deki Anadolu Efes maçında oyundan hiç çıkmadı. Uzun bir oyuncu olmasına rağmen Batista da 27 dakikan’ın üzerinde süre alıyor.
Pınar Karşıyaka’nın Türk oyuncularına dağıtmak zorunda olduğu 80 dakikanın büyük kısmını Can Altıntığ ve Barış Hersek alıyor. Bu iki oyuncunun toplam aldığı ortalama süre 48 dakika. Diğer süreleri de Yunus Emre ve Soner alırken, Batista’nın dinlenmesi için Mutlu Demir, Diebler’ın dinlenmesi için de Inanç Koç sahada kendine yer buluyor.
Bu denklemin içinden Can Altıntığ’ı sakatlık sebebiyle çektiğinizde Pınar Karşıyaka’nın Türk rotasyonu uzun süre oynanmış bir Jenga yığını gibi sallanmaya başlıyor. Zaten uzun süreler alan Barış Hersek daha da fazla yük taşımak zorunda kalıyor. Soner’in dakikaları artıyor. Artık iyice tecrübeli oyuncu statüsüne giren Inanç’ın oyuna bir şeyler katması gerekiyor vs. Can’ın 25 dakikası Pınar Karşıyaka’nın tüm dengelerini tutan bir kolon gibi. Sakatlık dönüp dönemeyeceği serini kritik bir noktası olacak.
Serinin diğer bir kritik noktasi da Batista’nın savunulması olacak. Batista ile eşleşebilecek en önemli isim Oğuz olarak görünüyor. Ligde maça da bu sebeple Obradovic Oguz ile başlamış ve Batista’ya faul aldırmaya çalışmıştı.


Serinin ilk Fenerbahçe Ulker hücumu kesinlikle Oğuz üzerinden oynanacaktır diyebilirim. Hatta belki ilk birkaç hücumu…
Pınar Karşıyaka’nın Fenerbahçe Ulker’e karşı psikolojik bir avantajı bulunuyor. Pınar Karşıyaka’nın Türkiye Kupası şampiyonluğunu anlatan belgeselde Bobby Dixon “Fenerbahçe maçı öncesi rahattım, daha iyi takım olduğumuzu biliyordum” diyecek kadar Fenerbahçe Ulker’I çozdüklerini düşünüyorlar. Bu özgüven onlara iyi de gelebilir, bir sürpriz karşısında bocalamalarına da sebep olabilir.
Pınar Karşıyaka Fenerbahçe Ulker’i Obradovic yönetiminde 3 kez yenerken yaptığı en doğru hareket Fenerbahçe Ulker’in top çalma sayılarını aşağı çekmek olmuştu. Top kaybi yaptılar; ancak bu topları Fenerbahçe Ulker’in çalıp hızlı hücum yapmasına izin vermediler.
Gelgelelim Anadolu Efes ile oynanan son playoff maçında 21 top kaybı ile oynadılar ve Anadolu Efes 15 top çaldı. Onların oyun tarzı bu top çalmaları hızlı bir şekilde potaya götürmeye izin vermese de Fenerbahçe Ulker karşısında böyle hatalar ciddi sorunlara yol açar.
Fenerbahçe Ulker Pınar Karşıyaka’nın en büyük zaafı olan orta mesafe şut savunmasını sayıya çevirebilirse seride avantaj sağlar, Pınar Karşıyaka ise tempoyu düşürüp Fenerbahçe Ulker’in hızlı hücumdan kolay sayı bulmasını engellerse şansını arttırır.
Benim öngörüm 5 maça giden bir seri yaşayacağımız. Pınar Karşıyaka’nın Izmir’deki ilk maçını sadece kadın ve çocukların izleyeceğini de hatırlatalım.

Simyacilar

Murphy’nin altın kuralı şöyle der: Altını olan kuralı koyar.
Basketbolda durum tam olarak böyle değil. Yine de ekonomi her alanda olduğu gibi basketbolda da çok ama çok önemli.
Ekonomik güç sadece sizin en iyi oyuncuları almanızı sağlar; sizi en iyi takım yapmaz.
Eğer konumunuza göre yeterince ekonomik gücünüz – altınınız – yoksa sizden daha büyük ekonomilerle baş edebilmek için eski zamanlarda deniz kumunu altına çevirmeyi başardıkları söylenegelen bilim adamlarına ihtiyacınız vardır yani simyacılara.
Iki simyacı: ortak özellikleri ikisinin de Anadolu Efes tarafından sezon ortasında gönderilmiş olmaları: David Blatt ve Ufuk Sarıca
Bu iki koç rakiplerine göre daha küçük bütçelerle iki gün içerisinde çok önemli başarılar kazandılar. Elbette ki David Blatt’ın başarısı ile Ufuk Sarıca karşılaştırılamaz; ancak ikisi de kendi takımlarından kat be kat fazla bütçelere sahip ekipleri yenerek ilgiyi üstlerine çekmeyi başardılar.
Esasında bu simyacılar, basketbolun kimyagerleri. Takım kimyasını en iyi şekilde oluşturup ellerindeki her oyuncudan alabilecekleri en fazla verimi en doğru zamanda almaya programlılar. Kafalarında bir plan var ve bu plan uygulanırsa takımın maçı, kupayı kazanacağına tüm oyuncuları inandırmışlar.
Blatt muhtemelen önümüzdeki sezon ekonominin de en güçlü olduğu takım olan CSKA Moskova’ya gidecek.
Ufuk Sarıca’nın ve Pınar Karşıyaka’nın yolu ise henüz belli değil; ama kimbilir belki bu simyacının yolu Euroleague’de Karşıyaka Arena’da kesişir.
Zor, ama imkansız değil.