18 Şubat 2014 Salı

JSF Nanterre – Pınar Karşıyaka Maç Öncesi Analizi


Öncelikle gruptaki duruma bakalım. Puan durumu şu anda aşagıdaki gibi.GRUP I
Nanterre – Pınar Karşıyaka, Ulm – Fox Town Cantu maçları oynanacak. Ev sahibi takımlardan kazananlar üst tura kesinlikle çıkıyorlar. Deplasman takımları kaybederlerse çıkma şansları bulunmuyor.
İşleri karıştıran nokta deplasman takımlarının olası galibiyetleri.
1)   Pınar Karşıyaka 6 veya daha fazla sayı farkıyla kazanmalı ve Ulm – Fox Town Cantu’yu yenmeli. Sadece bu şartlar altında üst tura çıkabiliyoruz.
2)   Fox Town Cantu 9 veya daha fazla sayı farkıyla kazanırsa diğer maçların skorlarıyla ilgilenmeden gruptan çıkıyor.
3)   Fox Town Cantu 9 sayı farkı bulamaz; ama kazanırsa Pınar Karşıyaka’nın galibiyetini bekleyecek.
4)   Fox Town Cantu ve Pınar Karşıyaka aynı anda kazanırsa grup dörtlü averaja kalıyor ve Fox Town Cantu yine kesin olarak gruptan çıkarken iki maçtaki sayı farkları diğer takımı belli ediyor; ancak bu şartlarda yüksek ihtimalle Ulm çıkacaktır.
Velhasıl klasik bir Türk takımı grubunu gözlemliyoruz. Biz kendi maçımızı kazanıp, diğer maçın sonucunu bekler durumdayız.
Gelelim maçın analizine…
JSF Nanterre Euroleague için kurulmuş bir takım; ancak Euroleague’de sadece 3 maç kazanarak Eurocup’a düştüler. Fransa liginde 8. sırada yer alıyorlar ve play off mücadelesi veriyorlar. Kağıt üzerinde bakınca neden yenmeyelim diyebileceğimiz bir rakip.
Ilk maçt91da oyun kurucu pozisyonunda oynayan Maecham 40 dakika boyunca oyundan çıkmayarak ve kariyerinin en iyi performanslarından birini sergileyerek 28 sayı 4 ribaund ve 5 asistlik bir performans sergiledi. Bunu tekrarlaması mümkün görünmüyor. Zaten takım oyun kurucu üzerine yapılandırılmış değil. Her pozisyondan katkı almaya çalışıyorlar.
Takımın net bir ribaundçusu yok, kısalar da savunma ribaunduna katkı vermeye çalışıyor. İyi bir hücum ribaundu takımı değiller, maç başına 7 civarı hücum ribaundu yapıyorlar ki Jawad Williams’ın da statü gereği oynayamadığı maçta iyi ribaund alan bir takım temsilcimize sıkıntı yaratırdı.
Pivot pozisyonunda dakikaları Passave ve Jaiteh paylaşıyor. Ilk maçta ikisi de Batista’nın karşısında duramadı. Bu maçta da farklı olmayacaktır; ancak Mutlu’nun az dakika alması sebebiyle Batista’ya olağanüstü bir yük biniyor. Sürekli diri olan iki oyuncuyla baş edebilmek oyunun kilit noktası. Normal yollarla durdurumazlarsa Batista’yı çokça serbest atış çizgisine yollayacaklardır.
Nanterre oyun kurucu savunmasını iyi yapan bir ekip. Bu sebeple Dixon’ın maçı gurur meselesi haline getirmeyip top dağıtması gerekiyor. Nanterre rakiplerinin sayı olanaklarını başka yerlerden bulmasını istiyor. Özellikle de 2 ve 3 numara savunmalarında sıkıntı yaşıyorlar. İlk maçta İnanç Koç 11 sayı bulmuştu, Jon Diebler ise kötü bir gününde olmasa rahatlıkla 20 sayıyı bulabilirdi ki son dönemde daha iyi şut atıyor. Izmir’deki ilk maçta da sakatlığı sebebiyle oynayamayan Can Altıntığ gözündeki sakatlık nedeniyle yine oynayamayabilir. Eğer oynarsa maçın kritik oyuncularından olacaktır.
Genellikle üç numara pozisyonunda süre alan Lightly ortalama 30 dakika civarında sahada kalıyor. En önemli özelliği ikinci çeyreklerde içine Ray Allen kaçması. Üçlük yüzdeleri çeyreklere göre şu şekilde dağılıyor: %33, %55, %16, %20. Izmir’deki maçta çok başarılı bir performans ortaya koyamasa da ev sahibi olduğu bu maçta özellikle 2. Çeyrekte dikkat edilmesi gereken bir isim.
Nanterre faul yapmaya çok müsait bir ekip. Bunun da en büyük sebebi 2 ve 3 numara savunmacılarının rakiplerinin karşısında duramaması. Rakiplerini sıkça faul çizgisine götürüyorlar. Mümkün olduğunca topu yere vurup potaya doğru gitmeliyiz.
Nanterre için Eurocup çok da olmazsa olmaz bir organizasyon değil. Zaten Euroleague’den elendikten sonra kadrolarını da zayıflattılar. O yüzden maça iyi başlarsak bir daha onların bizi yakalama şansı olmayabilir.
Maçın kritik oyuncuları Diebler ve Batista olacaktır. Açıkçası ben Pınar Karşıyaka adına bu maçtan da turdan da umutluyum.

17 Şubat 2014 Pazartesi

Ilk Sekiz


Biraz sakinleşeyim de yaziyi öyle yazayım istedim; ama olmadı. Neden yapıyorsunuz böyle şeyler? Hepinizin hakemlik dışında işi gücü yok mu? Engin Kennerman Uludağ Üniversitesi’nde dekan mesela. Saygın bir insan olsa gerek yaptığı iş sebebiyle. Fena da para kazanmıyordur.

Aferin için mi? Maç başına aldığınız para için mi? Alkış mı var sonunda? Kaç desibelse alkışlayalım sizi Türk basketbolseverler olarak bırakın gidin! Maç başına kaç para alıyorsanız yemin ederim toplarız aramızda.

Bizim keyfimiz basketbol, hayatımız Karşıyaka. Hayatımıza niye çomak sokuyorsunuz, keyfimizin neden içine ediyorsunuz?

Ne elde ediyorsanız biz size takdim etmeye hazırız. Şilt de veririz emekliliğiniz için, madalya bile takarız. Yeter ki GİDİN!


Efes normal sezonu 4. bitirse ne olacak? Geçen sene Play-off’ta Fenerbahçe Ülker’i eledik ne oldu? Bu sezon daha fazla yatırım yaptılar. Efes de madem bu sezon yetersiz kadro kurdu, bırakın kötü sonuç alsın. Ne olursa olsun bizi ilk dörde sokarlar demezler belki?

Biz ligi ilk dörtte bitirsek belki daha fazla yatırım yapacağız. Belki basketbol daha iyi bir yere gidecek. Bunların hiçbiri mi önemli değil. Illa “komşunu” mu koruyacaksın?

Anadolu Efes maça Engin Kennerman, Erşan Kartal, Erman Erdemli, Doğuş, Gordon,  Vasiliadis, Savanovic ve Kerem ilk sekiziyle başladı.

Ilk üç dakikada özellikle Erşan Kartal’in Efes hücumlarındaki iyi performansı ile Can Altıntığ 2 faul aldı. Daha sonra faul çalınmayan bir pozisyonda Can Altıntığ hastanelik oldu ve maça tekrar giremedi.

Dakikalar ilerledikçe Engin Kennerman’ın da devreye girmesiyle Anadolu Efes maçtan kopmadı. Ilk yarıda Anadolu Efes oldukça kötü oynasa da devreyi Karşıyaka sadece 3 sayı önde bitirdi.

Ikinci yarıda ise psikolojik ve her pozisyonda çekilip itilmekten dolayı fiziken yıpranmış bir Karşıyaka vardı. Üçüncü çeyrekte iyi bir şut yüzdesi yakalayan Anadolu Efes farkı 9’a kadar çıkardı.

Son çeyrekte tam saha baskıyla geri döndük. Tam ritmi bulmuşken Erşan’ın aklına Efes aleyhine düdük çalmak geldi. Sebebi çok açıktı, topu Soner kapmıştı ve Erşan hatalı yürüme çalmasa turnike ile farkı dörde indirecekti.

Her şeye rağmen farkı bir sayıya indirdi Karşıyaka. Taktik faul yapması gerekiyordu. Bütün maç çalacak faul arayan hakemler taktik faulü çalmamayı tercih ettiler ve maç Efes’in oldu.

Bravo beyler, aynen devam! Ömrünüz sona erdiğinde sizin başınız önde olacak, bizim ise anlatacak hikayelerimiz. Siz trio olarak bugün saygın hakem olarak anıldığınızı sanıyor olabilirsiniz. Önerim isminizi Google’a yazıp aratmanızdır. Bakın halk sizin için neler düşünüyor.

Eminim ki şu maçı Kerem Gönlüm ve Birkan Batuk ikilisi yönetseydi bu kadar taraflı kararlar almazlardı. Haysiyet sahibi olmak başka bir şey.

16 Şubat 2014 Pazar

Türk Kazanı


Bilindik bir fıkradır. Cehennemde her ülkenin kazanının yanında bir zebani durur ve kazandan dışarı çıkanların kafasına vurarak kazana geri sokar, sadece Türk kazanının başında hiçkimse yoktur. Birisi gelip bu durumu baş zebaniye sorar, baş zebani cevap verir: Türk kazanının başına birini koymaya gerek yok, zaten her kim ki kafasını yukarı doğru çıkarmaya çalışır başka biri gelip onu ayaklarından aşağı çeker.
Dünyanın her yerinde baş altı takımlara herkes sempati besler ve bu takımlar liglerin tadı tuzu olarak görülür.
Fransa’da Paris-levallois, Almanya’da Ewe Basket Oldenburg, NBA’de Golden State Warriors parladığı zaman amaç bunları yok etmek olmaz.
Türkiye’de ise durum farklı işler, dengeler vardır, yatırım yapanlar vardır, karşılık bekleyenler vardır. Sistemin içine çomak sokulması kimsenin işine gelmez.
8 Mart 2012 tarihli Fenerbahçe Ülker – Pınar Karşıyaka maçından beri İzmir’de hiçbir maça atanmayan Erşan Kartal ve arada sırada gelip maç yöneten Engin Kennerman yine yapacaklarını yaptılar. (8 Mart’taki maçın son topu için: http://www.youtube.com/watch?v=yDMlIcf1c8U )
BgnfLoGIIAA4U-DKafaları o kadar karışıktı ki… Çekmeleri, itmeleri görmezden geldiler. Daha sonra ayarı kaçırdıklarını düşünüp Anadolu Efes aleyhine saçma hücum fauller çaldılar. Gözleri maçtaydı ama akılları kesinlikle değildi. Maçın önüne geçtiler. Birkaç örnek vermek gerekirse 4 faul hakkı dolmadan atış kullandırmalarına ve Pınar Karşıyaka’da Soner 5 faul alıp takım 4 kişi kalınca yeni oyuncu girmeden oyunu başlatmalarına taraftar engel oldu.
Ilk yarıda kötü oynayan bir Efes vardı. Tam olarak maça girememelerine rağmen devreyi sadece 3 sayı geride kapattılar. Ilk yarıda hareketli ayaklarıyla Karşıyaka pota altında Kerem Gönlüm ciddi sorun yarattı ve devreyi 11 sayı ile bitirdi.
Pınar Karşıyaka tarafında ise henüz maçın başında Can Altıntığ yüzüne aldığı sert darbe sebebiyle oyun dışında kalınca bütün yük Dixon’ın üzerine bindi. Doğuş’un ve Birkan’ın sert savunmaları da buna eklenince ilk yarının sonunda 11 sayı bulan; ama epey yıpranan bir Dixon vardı. Diebler ise 13 sayı ile devrenin en çok sayı bulan ismi oldu.
Ikinci yarıya Pınar Karşıyaka alan savunması ile başladı. Anadolu Efes ise yüksek bir şut isabeti bulunca farkı kendi lehine 9 sayıya çıkarmayı başardı. 50 – 59.  Bu noktada bir pozison geç de olsa mola alan Ufuk Sarıca oyundaki dengeyi kurmayı başardı ve çeyrek 66-58 konuk takımın üstünlüğüyle noktalandı.
Son çeyre1653668_665368476840495_181456085_nkte savunmalar daha sertti. Iki takım da sayı bulmakta zorlandı. Son dakikalara girilirken Efes koçunun süreyi kullanmak adına Gordon, Planiniç ve Doğuş’u aynı anda sahada tutması sonucunda Efes hücumu tıkandı. Efes 76-66 öndeyken Karşıyaka da tam sahadan baskılı savunmasına başlayıp arka arkaya toplar kaptı ve Batista ile Barış’ın etkili oyunuyla 7-0 bir seri yakalarak farkı 3’e indirdi. Maçın en kritik hücumunda Dixon’ın üzerinden zor şutu sokan Gordon – ki maçı 7 sayı 4 ribaund ve 12 asist ile tamamladı – Efes’i rahatlattı.
9.8 saniye kala 5 sayı geride olan Karşıyaka mola sonrası topu kenardan oyuna soktu ve Diebler’ın üçlüğü ile farkı 2 sayıya indirdi. Taktik faulü çalmayan hakem triosu karşı potanın altında Semih’e İnanç’ın yaptığı sert faulü haklı bir kararla sportmenlik dışı olarak değerlendirdiler ve maç 76-80 Efes’in üstünlüğü ile noktalandı.
Efes’te Savanoviç oynadığı oyun ile geri dönüşünn sinyalini verdi. Çok doğru atıslar kullanarak 16 sayı buldu. Semih Erden her zamanki umursamaz tavırlarıyla takıma faydadan çok zarar verdi. Gordon ve Doğuş’un aynı anda sahada oldukları bölümde topu sürekli Gordon getirdi ve oyunu o yönlendirdi. Bunun sonucu olarak da Efes attığı 29 basketin 19’unu asist üzerinden bulmuş oldu.
Karşıyaka’da ise Batista yine hiç saha içi atış kaçırmadan 19 sayı buldu ve 13 ribaund ile başarılı bir performans ortaya koydu. Diebler ise 18 sayı buldu.
Türk basketbolu ilerliyor, gelişiyor diyoruz. Avrupa’nın en iyi ikinci ligiyiz diyoruz; ama çok basit bir soru akıllara geliyor. Recep Ankaralı, Mehmet Keseratar, Engin Kennerman kaç yıldır baş hakem olarak maç yönetiyorlar? Aşağıdan gelen hakem neden yok? Hakemler kendilerini ve camialarını neden sorgulamıyorlar?

12 Şubat 2014 Çarşamba

Ufuk Sarıca: Bu İş Para İçin Yapılmaz



 Türk basketbolunda bir döneme damgasını vuran efsane kadronun en önemli isimlerinden Pınar Karşıyaka koçu Ufuk Sarıca ile Türk basketbolu üzerine keyifli bir sohbet gercekleştirdik.

Öncelikle kısaca oyunculuk ve oyunculuk sonrası kariyerinizden başlayalım isterseniz.

Basketbol hayatım 11 yaşında o zamanki adıyla Efes Pilsen’in altyapısında başladı. 17 yaşında A takıma çıktım. 27 yaşına kadar da aralıksız olarak Efes Pilsen’de oynadıktan sonra ilk transferimi Ülkerspor’a yaptım. 2 sene de orada oynadıktan sonra 3 aylık kısa bir İsrail macerası yaşadıktan sonra sezon ortasında Pınar Karşıyaka’ya transfer oldum. Sonra Darüşafaka ve Beşiktaş’ta oyunculuk kariyerimi noktaladım.

Basketbolu bıraktıktan sonra Beşiktaş’ın altyapısında çalışmaya başladım. Aynı sezon Beşiktaş’ta yardımcı antrenörlüğe yükseldim. O sezon ligde final oynadık, daha sonra tekrar altyapıda çalışmak istedim, sonrasında Anadolu Efes macerası ve şimdi Pınar Karşıyaka’dayım.

Dönemin efsane Efes Pilsen kadrosuyla İzmir deplasmanına geldiğinizde neler hissederdiniz?

O dönemde bize olan sempati dolayısıyla Efes Pilsen’in burada ciddi bir taraftar kitlesi vardı, hatta maçlar yarı yarıya tribünler önünde oynanıyordu. O zaman maçlar Atatürk Spor Salonu’nda oynanıyordu ve orada oynamaktan büyük keyif alıyorduk.

Dediğiniz gibi o dönemde her şehirde bir taraftar kitlesi olan Efes Pilsen bunu niye devam ettiremedi?

O takım takımdaşlık ve sonuçlar anlamında çok güzel bir takımdı. Böyle takımlar Türk spor tarihinde çok sıklıkla görülemiyor. Bu sebeple tüm ülkenin desteğini ve sempatisini kazanmıştık. Her oyuncunun kendine özel seyircisi vardı. Çok gençtik, ben 22 yaşındayken Avrupa Kupası finali oynadık, 24 yaşında Avrupa Şampiyonu olduk. Ondan sonraki ilk Avrupa Şampiyonu olan takımı ancak geçtiğimiz sene Beşiktaş ile ortaya çıkarabildik. Bir başka etken de o dönemde çok az sayıda takım Avrupa Kupası’nda oynadığı için bize olan ilgi büyüktü. 3 büyükler de sponsor desteğine sahip olmadıkları için güçlü değillerdi. Bu sebeple tüm takımların taraftarları bizi destekliyordu. Bunlar birleşince taraftar desteği ister istemez azaldı.

Biraz sizin o dönemki efsane maçlarınızdan söz edelim. En meşhurları herhalde Panathinaikos ve Team System Bologna maçları…

O dönem benim böyle çok maçım var esasında, hatta o dönem Yunan takımlarına karşı çok başka oynuyordum. Panathinaikos’un o dönemdeki kadrosu çok iyiydi, Team System Bologna maçı da yarı final maçı olması açısından büyük önem taşıyordu.
Panathinaikos maçında ben tam oyundan çıkıyordum. O ana kadar iki sayım vardı, savunmadan hücuma geçtik ben bir üçlük attım, döndüm bir top çaldım turnike attım ve o maçı 34 sayı ile bitirdim. Sporda böyle kırılma anları çok var. Daha 20 yaşındayken bu maçtan çıkardığım ders hiçbir zaman vazgeçmemek ve sporda şansın da çok önemli olduğuydu.  O maçta oyun dursa ve kenara gelsem muhtemelen böyle bir maçı şu anda konuşmuyorduk.

Şimdi de oyuncularıma aynı şeyi aşılamaya çalışıyorum ‘on tane arka arkaya şut da kaçırsanız ben sizi oyundan almıyorsam on birinci şutu atmaktan çekinmeyin.’

Team System maçında ise ne atsam giriyordu zaten, bazı günler öyle olur, girdi mi girer. Maç bitmese 70 sayı atardım o gün.

Conrad Mcrae o takımda mıydı? Daha sonra biliyorsunuz sahada kalp krizi sonucu hayatını kaybetti. Bu tarz sporcu ölümleri günümüzde giderek artıyor? Sizce bunun sebebi nedir?

Öncelikle yeri gelmişken söyleyeyim Conrad çok düzgün karakterli, çok kaliteli bir insandı. Sporcu ölümlerine gelince bunun çok çeşitli sebepleri var. Öncelikle sporda yetenek fiziğin gerisinde kalıyor ve yarışmacı olmak için var olan çalışma şekilleri değişti. Bunun yanında çok sayıda sporcu gereksiz ilaçlar kullanıyor. Ben hayatımda hiç böyle şeyler kullanmıyorduk, ancak C vitamini alıyorduk. Şartlar değişmiş olabilir; ama bilinçsiz ilaç kullanımını da çok cahilce bulduğumu söylemek istiyorum.

Umarım bunların azaltılmasının bir yolu bulunur. Biz sizin kariyer yolunuzdan devam edelim. Ülker maceranız çok da istediğiniz gibi olmadı, o dönem Harun Erdenay’ın takımdan ayrılması bekleniyordu, öyle olmayınca dakikalar bölüşüldü sanıyorum.

O dönem çok iyi bir kadro kurmuştuk, Harun Erdenay, Volkan Aydın, Ufuk Sarıca, Levent Topsakal… Yabancılarımız da çok iyiydi. Bu takima üç top lazım, her maçta yüz atar bu takım gibi yazılar çıkıyordu. İlk maçımıza Tofaş deplasmanında çıktık, 48 sayı atabildik. Atamıyoruz, esasında atıyoruz da sokamıyoruz. Normalde Harun veya ben bir maçta 48 sayı atabilecekken bir araya gelince yapamadık ve kötü bir sezon geçti. Sonraki sezonda birkaç ufak değişiklikle şampiyon olduk.

Oradan sonra bir İsrail tecrübesi var, neden İsrail’e gittiniz?

O sezonun başında burada istediğim teklifleri alamadım, biraz da kafam bozuldu. Değişik bir tecrübe olabileceği düşüncesiyle İsrail’e gittim. Gittiğimde takım bana anlatıldığı gibi çıkmadı, ben de bir akşam atladım İstanbul’a döndüm. Takım da kontratımı feshetti. Ben zaten İstanbul’dayim, kağıtlar da sizde kalsın deyip bu macerayı noktaladım. Sonrasında da beni sezon başında da isteyen Pınar Karşıyaka’ya geldim.


Karşıyaka dönemi nasıl geçti?

Kişisel olarak ben çok iyi bir sezon geçirdim, takım olarak da iyi işler yaptık, Yaş ortalamamız çok yüksekti, ben 30 yaşında takımın gençleri arasındaydım. Yanılmıyorsam ligi 6. sırada bitirdik, önemli takımları da yenmiştik, benim için güzel bir sezondu.

10 sene öncesi ile 10 sene sonrası arasında hem şehir hem de klüp olarak Karşıyaka’da neler değişmiş?

Öncelikle salon farkı var, biz 2002 yılında Çiğli’de çalışıp Alsancak’ta oynuyorduk, şimdi kendi salonumuzda çalışıyoruz. Oyuncular da ben de bu civarda oturuyoruz, bu büyük rahatlık ve konsantrasyon sağlıyor. İnsanlar artık basketbola daha ilgili ve sokaklarda daha çok basketbol konuşuluyor. Pınar ile olan ilişkiler de daha profesyonel bir hal almış.

Konu gelmişken Pınar ile ilişkiler hakkında neler düşünüyorsunuz?

Pınar ile olan ilişkilerimiz çok iyi, bundan önceki ve şu andaki yönetim çok guzel gelişmeler sağlamış. Belki çok büyük bütçeler yok, ama ileride bunun daha da artacağını düşünüyorum. Bunu hem Pınar hem de Karşıyaka hak ediyor. Markanızı duyurmanın en iyi yolu spor klüplerine sponsor olmak. Televizyona reklam vermek için dünya kadar bütçe ayrılıyor; ama diğer taraftan Pınar Karşıyaka haberleriyle özellikle bu sene her an her yerde Pınar markası dile getirilmiş oluyor.

Anadolu Efes gibi büyük bütçeli; ama taraftar sayısı ve baskısı az olan bir takım ile Pınar Karşıyaka gibi taraftar klübü diyebileceğimiz bu ortamı karşılaştırır mısınız? Federasyon, medya, basın tarafında daha kolay mı baskı oluşturulabiliyor kurum takımları tarafından?

Bu konular genel olarak bütçelerle ilgili. Haliyle, Anadolu Efes’in 30 milyon dolarlık bütçesi ile Pınar Karşıyaka’nın 2.3 milyon dolarlık bütçesinin ağırlıkları birbirinden farklı. Diğer taraftan bakınca da bu oyun taraftarla güzel. Hele bizimki gibi çoşkulu bir taraftar ile oynamak hem oyuncuyu hem koçu mutlu ediyor. Kimse boş tribünler önünde oynamak istemez.

Sezon başında neden Pınar Karşıyaka’yı tercih ettiniz?

Pınar Karşıyaka dışında sezon başında iki takımdan daha teklif almıştım. Bunun dışında elimde evimde oturup sabah spor yapmaya, öğlen Bebek’e kahve içmeye giderek Anadolu Efes’teki kontratımı sürdürebilirdim. Üstelik buraya gelirken o kontrattaki maddi şartların bir bölümünden feragat ettim. Buraya gelmemin tek sebebi 2002’deki yaşadığım o sezonki ortam ve buradaki taraftarla çok büyük işler yapılabileceğine olan inancım oldu.

Koçluk yapmaktan mutlu musunuz?

Esasında bu iş sadece para için yapılacak bir iş değil. Hayatta bir sürü şeyden para kazanabilirsin, hatta bundan da daha çok kazanırsın belki kimse bilemez. Bu çalıştığımız şartlar hiç normal değil. Son dakikalarda kaybettiğimiz Anadolu Efes maçının soyunma odasında da söyledim ben bu işi uzun yıllar yapamayacağım diye. Hiçbir işte bu kadar sıklıkla sınanmıyorsunuz. Benim hayatımda 3 gün bir şey olmayınca kendimi boşlukta hissediyorum. Gidip Anadolu Efes’i yensek, 3 gün sonra burada başka bir maçı kaybetsek ülkemizdeki Akdenizli kanıyla hemen kınanıyoruz. Devamlı bir konsantrasyon gerekiyor, bu da insanı zorluyor.

Koçluk kariyerinizdeki hedefiniz nedir? NBA’de koçluk yapmak ister misiniz?

Orada oynanan basketbol benim çok tarzım değil, koç oyuncu ilişkileri de biraz daha farklı. Burada kendimi daha fazla oyunun bir parçası gibi hissedebiliyorum. NBA değil; ama Avrupa’da bir kariyer yapmak istiyorum. Her basketbol adamının hedefinde olduğu gibi milli takımı çalıştırmak isterim, bu benim için bir onur olur. Yine de her şeyden önce Pınar Karşıyaka’da daha yapılacak çok işler olacağını düşünüyorum. Burası çok daha iyi yerleri hak ediyor. Umarım bu sene ve ilerisinde bu fırsatı buluruz. Hayatım boyunca hiçbir zaman hedefsiz bir yerde olmadım, buraya da laf olsun diye gelmedim. Burada kazandığımın iki mislini evimde çocuklarımla oturup, Bebek’te kahve içerek kazanabilirdim: ama ben buraya bir şeyler başarmak için geldim.

7 Şubat 2014 Cuma

23 Aralik ve 11 Ocak


Başlıktaki tarihler iki takımın finalde olmasını sağlayan günler.
23 Aralık’ta Oktay Mahmudi ile Anadolu Efes’in yolları ayrıldı ve Aggelou ile anlaşıldı. Takımın tüm kimyası ve ön plandaki oyuncuları değişti, karşımıza yeni bir Anadolu Efes çıktı. Daha çok mücadele eden, liderliğini Doğuş ve Kerem’in yaptığı bambaşka bir Efes. Takım Anadolu Efes olmayı bırakıp tekrar Efes haline büründü.
11 Ocak’ta ise Karşıyaka yabancı oyuncu Leo Lyons ile yollarını ayırdı. Geldiğinden beri mücadeleden kaçan, savunma yapmayan, konsantrasyon problemi yaşayan ve hep kendi istatistikleri için oynayan Leo Lyons, Ufuk Sarıca tarafından takımdan gönderildi. Koç bunu açıklarken “Hiçbir zaman bir oyuncu bir takımdan daha önemli değildir” diyordu. O gün itibariyle daha dar rotasyonla oynamasına rağmen takım geçtiğimiz yıl olduğu gibi koçun takımı oldu. Kenetlendi ve kendine geldi.
İki takımın son hallerini karşılaştırmak gerekirse karşımıza şunlar çıkıyor.
56741
Oyun kurucu pozisyonunda Doğuş ve Planinic’e karşı Dixon var. Soner Dixon’ın çeyrek sonlarında sadece biraz nefeslenmesine olanak sağlamaktan başka bir katkı veremiyor.
Dixon 35 dakika civarında süre alacaktır. Hücumda Doğuş ve Birkan ile mücadele edecek olması onu yıpratacak olsa da savunmada Doğuş’u tuttuğu anlarda rahatça dinlenecektir. Zaten kondüsyon problemi yaşayan bir isim değil. Geçen sezon genellikle maça fırtına gibi girip ilk çeyrekte arka arkaya üçlüklerle maça başlarken bu sezon özellikle sakatlığı sonrası ilk yarılarda çok düşük yüzdeyle oynayıp ikinci yarılarda kendini toparlıyor. Şutu girmediğinde zorlamayarak asiste yönelmesi iyi bir özelliği.
Planinic’in boyu 1.99 Dixon ise 1.78.  Alçak postta sırtı dönük olarak oynamayı seven Planinic bu özelliğini kullanmaya çalışacaktır. Bu sebeple onu Can Altıntığ ile savunmak Pınar Karşıyaka açısından daha makul olur. Dixon da Doğuş/Birkan’ı savunarak dinlenebilir.
Anadolu Efes sertliği sağlamak için Kerem, Doğuş, Birkan üçlüsünden ikisini sürekli oyunda tutmaya çalışıyor. Kerem ve Doğuş hayatlarını bu sertlikle kazanan oyuncular; ancak Birkan kendini bu role zorlar bir halde. O yüzden Birkan ve Planinic birlikte oynadığında Birkan Dixon’ı tutmak durumunda kalacaktır ve Euroleague’de Planinic ile oynadığı dönemlerde çok sık faul yapıyor. Gerçi Planinic ile aynı anda sahada olan tüm dış oyuncular onun eksiğini kapatmak için daha çok faul yapmak durumunda kalıyor.
Pivot pozisyonu ise Pınar Karşıyaka’nın en üstün olduğu alan olarak göze çarpmakta.
anadolu_efes_pinar_karsiyaka_pick
Anadolu Efes’ten gönderilip Pınar Karşıyaka’ya gelen Güneşin Oğlu Esteban Batista olağanüstü bir sezon geçiriyor. Eurocup son 32 maçlarında kupanın açık ara en iyi istatistiklere sahip oyuncusu durumunda. Buna bir de Efes’e kendini ispat etme motivasyonunu eklersek Barac ve Semih’in yokluğundaki pota altı sıkıntısını avantaja çevirebilir. Pınar Karşıyaka için kritik nokta topu içeriye indirdiği anda özellikle Gordon’dan gelecek yardımlar.
Kerem Gönlüm’ün hücum kısmına gelirsek orada Kerem’in Batista’ya göre çok hızlı olan ayakları ve insanı canından bezdiren bir oyun iştahı gündeme gelecektir. Savanovic ile birlikte oynadıklarında işin hücum kısmını ona bırakan Kerem,  o oyunda olmadığında oyunun iki yönünde de daha etkili oluyor.
Bjelica’ya gelecek olursak Planinic o sahadayken, sahada olmadığı durumun iki katı kadar atış kullanıyor. Bjelica ise Planinic sahadayken %54,2, Planinic sahada değilken %33,8 ise hücum ediyor. Yani iki oyuncu birbirini çok iyi besliyor.
Keskin şutörleri karşılaştırdığımızda kefenin iki tarafında Diebler ve Vasileiadis var. Iki oyuncu da Avrupa kupalarinda %41,5 civarinda üçlük yüzdesi ile oynuyor. Ikisinin birbirine göre artıları Diebler’ın orta mesafe şutu fena sayılmaz; diğer tarafta Vasileiadis neredeyse hiç serbest atış kaçırmıyor. Vasileiadis birinci ve dorduncu çeyreklerde yüzdesi normale göre düşükken diğer iki çeyrek %50 ile üç sayı buluyor. Vasileiadis 28 dakika civarında süre alırken Diebler’ın yarınki maçta 32-33 dakikaları zorlayacağını düşünebiliriz. Bilmeyenler için Diebler’ın NCAA’de 64/65 üçlük oranı ile rekor sahibi olduğunu da hatırlatalım.
Dört numaralara bakınca da çok formda bir Barış ve sürekli aynı çizgiyi göstermekte zorlanan bir Savanoviç var. Eğer iyi gününde olursa Savanoviç Barış’ın başına çok iş açar. Karşıyaka’nın yeni transferi Williams ise henüz takıma ve setlere alışmış değil ancak yine de bileği çok düzgün ve çok istekli. Fenerbahçe Ülker maçında bulduğu 16 sayı bunun ispatı.
Maçın kilidi 2 numaralı pozisyonda çözülecektir. Pınar Karşıyaka’da Can Altıntığ ve zaman zaman zorlama bir şekilde Diebler ile götürülen pozisyonun karşısında Efes’te Birkan, Gordon ve Vasileiadis hatta zaman zaman Doğuş ve Cedi Osman süre alıyor. Efes bu alanı çok işleyecektir. Pınar Karşıyaka’nın buna tepkisinin alan savunması 2-3 alan savunması olacağını tahmin etmek zor değil.
Tam sahada baskılı savunmayı sık sık uygulayan  Pınar Karşıyaka karşısında Doğuş topu karşı alana kolaylıkla taşıyabilir ancak sonra alacağı kararlar maçın gidişatını belirler. Hızını almışken aklını öne koymazsa maçı çok düşük yüzdeyle bitirecektir. Bu arada Ufuk Sarıca’nın çok sevdiği meydan okumalı şut riske edişi onun üzerinde uygulayacağı da bir gerçek. Özetle kilit oyuncu Doğuş olacak.
Maçın en kilit dönemi de birinci çeyreğin başı olacaktır. Efes sert savunma ve iyi başlangıçla Karşıyaka’yı erkenden yıldırmak isteyecektir; ancak bunun pek mümkün olacağını sanmıyorum. Çok güzel bir maç izleyeceğiz.

6 Şubat 2014 Perşembe

Pınar Karşıyaka - Fenerbahçe Ülker Maç Önü

Istanbul’da Fenerbahçe Ülker’i yendik. Bunu Ankara’da ve Izmir’de de yaparak üç büyük şehirde onları yenmiş olmak istiyoruz. Olmayacak şey değil. Biraz sayılara dayalı detaylı inceleyelim.

Fenerbahçe’de kimler eksik: Zoric, Vidmar, Kenan.

Barış Ermiş’in de kiralik verilmesi sonucu oyun kurucu pozisyonunda Fenerbahçe büyük yara almış durumda. Zaten 1 numara pozisyonundan az asist bulan Fenerbahçe Ülker Kenan’sız biraz daha zorlanacak.

Ortada Türk oyuncuların alması gereken 80 dakika var. Türkiye Ligi’nde Kenan ortalama 18 dakika süre alıyordu. Şimdi bu süre Melih, Ömer ve Emir arasında paylaştırılacak.

Şimdi dönelim detaylı Euroleague istatistiklerine. Melih Mahmutoğlu; Bo ile oynadığı zaman %39 ile şut atarken Kenan ile oynadığı zaman %58,4 ile atıyor. Oyunda Emir ile aynı anda sahada ise yine %40 ile atıyor. Anlayacağınız Fenerbahçe Ülker yarın Melih’ten hayır beklemesin desek yeridir.

Mecburen Bo’nun dakikaları artacaksa o oyundayken ve top çalmaya yönelik agresif savunma yaparken onun dışında kalan oyuncular – özellikle Bjelica – çok daha fazla faul yapıyor.

Gözünüzün önüne şöyle bir sahne getirin: Dixon Can’a tepede bir pas atıyor Bo Mccalebb topa doğru hamle yapıyor, topu kurtaran Can’ın önünde 3 seçenek var: 1) Potaya gidip kendisi zorlamak 2) Şut atmak 3)  Potaya gidip Batista’ya indirmek.

Burada yanlış seçenek şut atmak. Fenerbahçe bize göre daha fazla faul yapan bir takım, onlarla sıkça temasa girmek hakem faktörü devreye girmezse avantajımıza olacaktır.

Vidmar’ın olmaması da içerideki sertliği yok edecektir. Batista bu pivotsuz ortamda ve bu form durumuyla çok etkili olacağını düşünmek zor değil.

Bizim için en tehlikeli konu Fenerbahçe Ülker’in çalacağı toplar. Ligde onları yenerken sadece 1 top çalmalarına izin vermiştik ki sezon ortalamaları 7,1. Bu onların bütün dengesini yine bozacaktır.

Karşımızda ligde yendiğimizden çok daha zayıf bir takım var. Topun kıymetini bilir ve sabırlı olursak final çok uzak değil.

Zaten Anadolu Efes – Pınar Karşıyaka maçı olmayan Türkiye Kupası mı olur?