30 Kasım 2013 Cumartesi

Hazırsanız Başlıyoruz


Merhaba, 

Çok önemli bir serinin ilk maçını oynadık. Aralık ayı içerisinde hem Euro Cup’ta hem de ligde çok önemli maçlar oynayacağız. Bu serinin ilk maçından galibiyetle ayrıldık.

İlk çeyrekte doğru oyun ve doğru şutlarla bir anda öne fırladık. Ilk ceyrekte buldugumuz 24 sayı iyi hücum ritmimizin bir göstergesiydi. Bu dönemde özellikle içeriden Batista ile etkili olduk. Kalın uzun savunma konusunda zaafı olan Banvit’te Ermal da iki faul alınca icerisi iyice kisa hareketli uzunlara kaldı. Bu bölümdeki etkili oyunumuzla 16. dakikanın sonunda farkı 15 sayıya ulaştırmayı başardık. Farkın açılmasıni fırsat bilen Ufuk Sarıca Dixon’ı dinlenmesi için kenara aldı ve tüm organize olma yeteneğimiz Dixon ile birlikte kenara oturmuş oldu. Hücumdaki organizasyon bozukluğunun sonucunda da çok iyi oynadığımız devreyi 46-40 ile sadece 6 sayı farkla önde bitirebildik. Bu 3 dakika da Dixon'ın oyunda kalmadığı tek bölüm oldu. 

Üçüncü çeyreğe de istediğimiz gibi başlayamayınca Banvit bizi 52’de yakaladı. Bu dönemde hakem üçlüsünün ortadaki düdüklerde konuk takımın faydasına kararlar vermesiyle ortam bi anda elektriklendi. Bu noktada taraftar devreye girdi ve hakemleri baskı altına aldı. Maçı kontrolümüze aldık derken geçen sene Paris maçında bir bu sene Hapoel maçında iki kere top çıkarırken top kaybettiğimiz yerden yine top çıkarırken top kaybettik ve Batista çok saçma bir sportmenlik dışı faul yaptı. Bu dakikadan sonra Ufuk Sarıca Batista’yi oyundan aldı ve maçın sonuna kadar tekrar kullanmadı Koç beklentisi olan oyuncuların yaptığı kontrolsüz hareketleri asla affetmiyor.

Batista’nın yerine oyuna giren Mutlu her ne kadar istatistiklerde fazla katkı sağlamış olarak gözükmese de hızlı ayaklara sahip Banvit hücumunun her pozisyonda karşısına dikildi. Hareketli ayakları ile Soner ve Dixon da ön alan savunmasında Banvit kısalara yenilmeyince Banvit hücuma Cevher'in bulacağı üçlüklere kaldı. Cevher de sakatlanıp bir süreliğine kenara gelince Banvit hücumu tıkandı.

Son çeyrekte maç dengeli bir şekilde giderken baskı altında kalan hakemin Soner ve Chuck Davis’e karşılıklı faul çalmasının ardından Davis 5 faul almış oldu. Herkes Chuck Davis’in oyundan çıkmasına sevinirken oyuncu bir de teknik faul alınca maçı hediye etmiş oldu. 
Son bölümdeki taktik faullerde Bobby Dixon hata yapmayınca (11/12 attı) çok önemli bir maçtan galibiyetle ayrılmış olduk. 81-76 biten bu maçta her sayının farkının önemi ligin sonunda tekrar ortaya çıkabilir.

Eklemek gerekir ki Banvit sevimsiz koç istihdam etme konusunda bir dünya markası olma yolunda ilerliyor. Dimitrios Itoudis gerek hakemlere yaptığı itirazlar gerekse molalarda takımı zamanında oyuna yollamaması ile tepki çekti.

Şunu ortaya koymak gerekiyor: Ufuk Sarıca Dimitrios Itoudis’I yendi.  Bu bir koç galibiyetiydi. 

Son olarak: Namağlup takım yoktur Karşıyaka Arena'ya gelmemış takım vardır.

27 Kasım 2013 Çarşamba

Iyi Geldi


Merhaba, 
Cok daha kolay olması gereken bir maçı ciddiyet problemleri sebebiyle zora soktuk. Euro Cup, Euro Challenge’a benzemiyor. Geçen sene daha iyi olduğumuz takımlar karşısında farkı açtığımızda geri dönmek için ne güçleri ne de motivasyonlari oluyordu. Bu sene daha mücadeleci bir kupada oynadığımızı zihnen kabul etmek zorundayız.

Ilk çeyreği 10 sayı farkla önde kapatınca herkes maçın bittiğini sandı. Durum böyle olunca Ploiesti geri geldi. Takım uyandı ve ilk yarıyı 7 sayı farkla önde bitirdik. Iyi hücum edemediğimiz bir devrede Batista ve Dixon’in iyi oyunlarıyla hak ettiğimizden daha fazla sayı bulduk. Batista rakip potanın altında çocukların maçına dalmış amca gibi her seken topu topladı. Kafasına göre attı tuttu, çok da faydalı oldu. Maç boyunca 5 hücum ribaundu aldı ki bu tip maçlarda hücum ribaundları rakibin canını çok yakar.

Ikinci yarının başında rakip yine geri gelme iradesini ortaya koydu ve daha biz 6 sayı atabilmişken bizi yakaladı. Bu arada maçın temposu iyiden iyiye düşmüştü ve taraftar maçın içinde değildi. Sonra Ufuk Sarıca ortaya çıktı. Ortada sayılabilecek bir düdükte bilinçli olarak teknif faul alarak ortamı gerdi ve herkes uyandı. Kaybettiği bir sayıdan çok daha fazlasını elde etti.
52-52 olduktan sonra taraftar da takım da hareketlendi, ama bu noktada bir kişiye ekstra övgü düzmek gerekiyor. Mutlu Demir maçın kırılma anlarında mücadelesi ve yüreğiyle çok büyük katkı verdi. Maçı da 13 sayıyla ve 5'te 5 iki sayılık performansıyla bitirdi.

Son çeyreğe 64-64 luk beraberlikle girildikten sonra dirilen takımımız kalite farkını ortaya koyarak farkı 10 sayıya kadar açtı.  Son bir dakika kala 10 sayı önde takımımız ve taraftar yine maçı kazandığını sandi ve yine yanıldı. Eğer bu bölümde başta 10’da 10 ile serbest atış atan Barış Hersek olmak üzere takım olarak biraz daha sallansak maçı kaybedebilirdik ve inanın bunun telafisi olmazdı.  Taraf ve takım olarak son ana kadar maçın içinde olmaya devam etmeliyiz.

Diğer oyunculara göz atmak gerekirse:

Diebler belli ki yorulmuş, bu maçı da kendine dinlenme maçı olarak seçmiş. Hemen maçın başında iki faul yaptı ve kenara geldi. Son çeyreğe kadar sadece faul yapti ve 0 sayı attı. Son çeyrekte oyuna girdi 2 tane kritik üçlük sokup bir asist yapti, sonra gönlünce beşleyip benchteki yerini aldı.
Diebler faul problemine girince onun dakikaları haliyle İnanç’a gitti, ancak yine sahada fazla bir şey ürettiğini söyleyemeyiz.
Yunus Emre’nin dakikaları gittikçe artıyor ve özellikle savunmada iyi katkı veriyor. Kısa oyuncu olarak oyunun her alanında var olmaya çalışıyor.

Can kritik anlarda aldığı sorumluluk ve dağıttığı paslarla çok da etkili olmadığı bir maçta fayda sağlamayı başardı.

Leo fena olmayan bir ilk yarıdan sonra savunma ve hücumdaki vurdumduymazlığı ile koçu delirtti ve ikinci yarının büyük kısmını kenardan izledi. Barış da iyi katkı verince kendisine hiç gerek kalmadı.

Soner bildiğiniz gibi, yine denediği şut hiçbir şeye değmedi.

Bu galibiyet bize iyi geldi. Takım en azından kazanma alışkanlığına tekrar sahip olmak adına bir adım atmış oldu. Birkaç maçtir sallanan Dixon’ın performansı da hepimiziin moralini düzeltti.



16 Kasım 2013 Cumartesi

Güneşin Oğlu Esteban


Merhaba,

Günün iki kahramanı vardı: Esteban Batista ve Yunus Emre Sonsırma.

Can Altıntığ’ın saçma sapan hakem kararları ve teknik faul ile bir anda dörtlediğinde koç Ufuk Sarıca mecburen takım içinde arayışa girdi. Soner’den beklediği katkıyı alamayınca Yunus Emre Sonsırma’ya dakika verdi ve karşılığını fazlasıyla aldı. Yunus Emre maçı sürekli doğru şut seçimlerinin yanısıra iyi bir savunma ve 15 sayıyla bitirdi.

Yine de günün kahramanı seksenlerin ünlü çizgi film karakterinin ismiyle Güneşin Oğlu Esteban’dı.  Maçı 22 sayı ve 10 ribaund ile bitirdi. Sadece 1 top kaybı yapması da çok çok önemliydi. Tofaş’ın uzunları hiçbir şekilde karşısında duramadı.

Maça fırtına gibi girdik ve ilk 3:15’te sayı yemeyerek 13-0 öne geçtik. Maçın ilk 15 sayısının 9’unda Batista’nın 6’sında Diebler’ın imzası vardı. Tofaş molasının ardından karşılıklı basketlerle devam edildi ve ilk çeyreği 11 sayı farkla önde geçtik.

İkinci çeyrekte Tofaş 7 kişi oynamaya başladı. (hakemlerden bir tanesi gördüğünü çalmaya çalıştı) Arka arkaya çalınan teknik fauller ve çalınmayan düdüklerle maç bir şekilde kafa kafaya gelirken tribünlerden hakemlere ciddi tepkiler yükseldi. İlk yarı bittiğinde çok iyi oynadığımız yarıyı sadece 4 sayı önde bitirebilir durumdaydık.

İlk yarının sonunda Esteban’ın 11 sayısı varken Dixon’ın sayısı yoktu.

Üçüncü çeyrek karşılıklı basketlerle geçerken Batista’nın oyunda olduğu anlarda hem ribaund konusunda hem de içeriden sayı bulma konusunda hiç sorun yaşamadık. Bu çeyrekte de baskıyı kaldıramayan hakem üçlüsü saçma kararlarına devam edip herkesi çileden çıkardı.

Son çeyrekte yeniden esen Pınar Karşıyaka fırtınası karşısında Tofaş kenara çekmek zorunda kaldı ve fark bir anda açıldı.  Maçın önemli istatistiklerinden biri de %86,2 ile attığımız serbest atışlardı. Bu noktada hata yapmayarak rakibin umutlanmasına hiç izin vermedik.

Oyunun normal akışı içerisinde Tofaş, Pınar Karşıyaka’ya rakip olabilecek bir ekip görüntüsü çizmedi.  1998 – 1999 yılından beri İzmir’de Tofaş’a yenilmeyen Pınar Karşıyaka bu geleneğini sürdürdü.

Son olarak: Ruhun ÖZGÜR sen bizimlesin!

13 Kasım 2013 Çarşamba

Zor da Olsa...

Merhaba,
Öncelikle şunu söyleyeyim. 31 yaşındayım, ilk defa canlı olarak son topta maç kazandığımıza şahit oluyorum. 

Çok ama çok zor oldu. Olması gerekenden de zor oldu.  Göz göre göre kendimizi zora soktuk. İlk yarı tatsız olaylar yaşanmasına rağmen ikinci çeyrekte yaptığımız müthiş savunma ile soyunma odasına 14 sayı farkla önde gittik. 

Her zamanki sorunumuz yine baş gösterdi. Farkı kullanmaya çalıştık. Rakip mental olarak çok kuvvetliyse geri gelme şansı oluyor. 

Yavaş yavaş fark eridi, şutlar girmemeye, eller titremeye başladı. İlk yarıyı 11 sayıyla bitiren Dixon ikinci yarıdaki ilk 15 dakikada sadece 4 sayı bulabildi. Rakip Batista’yı durdurmakta çok zorlanmasına rağmen hakemlerin ona yapılan sert faulleri çalmamaya başlaması ile oyundan biraz düşse de maçı 18 sayı 8 ribaund ile bitirdi.

Kuvvetli oyuncuları savunmakta zorluk çeken İsrail takımı Mutlu’yu da savunamadı. Mutlu hiç şut kaçırmadan ve 7/7 serbest atışla 13 sayı attı. Zaten Barış Hersek’in ve Diebler’ın toplamda 8 sayı attığı bir maçı kazanmak başka türlü mümkün olamazdı.

Savunma ribaundlarında yine sorun yaşadık. Kendi potamızın altında oluşan 38 ribaund pozisyonunda 17 kere rakibe tekrar hücum şansı verdik.

Dixon’ın son birkaç maçtır üç sayılık atışları girmiyor. Bugün de 10’da 2 attı. Yine de doğru yerlerde potaya giderek ve 8 asistiyle takıma gereken katkıyı sağladı. Sorumluluk alıp maçı kazandıran da o oldu. (Son topu Barış’ın tiplediğini söyleyenler de var; ama ben EuroCup’ın sitesini baz alarak Dixon’a yazdım sayıyı)

Diebler’ın ve Leo’nun oyunları bir kademe yukarı çekmeleri gerekiyor. Bu gerçekleştiğinde takımımız çok daha iyi yerlere gelecektir. Özellikle Leo'nun maçın ilk 40 saniyesinde 2 faul alması akıl alır gibi değildi. Sonra da bugün az oynayacağını düşünerek pozisyonları zorladı.  
Bu arada sondan bir önceki hücumda topu 2 kere kenardan oyuna sokamadık. 

Hatırlayacaksınız geçen sene de aynı yerden topu Caner ile oyuna sokamayarak Paris ekibine yenilmiştik. 2 kritik maçta 3 kere aynı hatayı yapmamak gerekir. 

Sonuçta öyle veya böyle kazanmayı bildik ve rakibimiz karşısında bir galibiyet öne geçtik. İsrail'deki maça kadar daha önümüzde uzun bir yol var. Bu gruptan çıkarız, sonraki gruplarda da duruma göre önümüze bakarız. 

Çok uzun zamandır bu kadar sevinmemiştim. İyi ki varsın Karşıyaka!

10 Kasım 2013 Pazar

Zeka ve Yetenek


Basketbol çok sayıda spordan farklı olarak sürekli aktif alanın içerisinde olduğunuz, çok fazla dinlenme şansınızın olmadığı bir spor dalı. Oyunun içerisinde sürekli olarak konsantrasyonuzu yüksek tutmalı ve fiziksel olarak hazır olmalısınız.

Ayrıca iyi basketbol oynamak için hırs dışında iki ana faktöre ihtiyacınız var. Zeka ve yetenek. Bunlardan en az bir tanesinde ortalamanın üzerinde değilseniz Pınar Karşıyaka ayarında bir takımda var olmanız tamamen tesadüftür. Eğer bunların ikisine birden üst düzeyde sahipseniz bu bütçeyle Pınar Karşıyaka’da oynamanız yönetim başarısıdır.

Takımımızda her tipte oyuncu var: Zekası düşük yeteneği yüksek, zekası yüksek yeteneği düşük, zekası ve yeteneği yüksek, zekası ve yeteneği düşük… Bu dört kategoride de oyuncu barındırıyoruz. İşin ilginç tarafı dört kategoriye de herkes aynı oyuncuları oturtuyor.

Hem yeteneği hem zekası düşük oyunculardan kurtulup en az bir özelliği olan oyuncu adedimizi artırabilir ve sürekliliği sağlayabilirsek bu klubün bir gün Euroleague oynaması kaçınılmaz. Bunu hep birlikte göreceğiz, yeter ki doğru planlamayı yapmaya devam edelim.

Maç özelinde konuşacak fazla bir şey yok. Maçı yaklaşık 250 Karşıyaka taraftarıyla birlikte izledik. Takımların elele Atatürk’ü anan bir pankartla çıkmaları çok anlamlıydı. İki taraftar grubu da birbirini alkışladı. Sonradan maça giren bir grup Aliağa Petkim taraftarı bu ortamı bozdu. Bizim taraftarımız da bir sure bu gruba uysa da sonradan kendine gelip maça odaklandı.

Aliağa Petkim Hakan Demir’in gitmesinden sonar çok dağınık bir görüntü sergiledi. Hem oyuncular hem kenar yönetim çok gergindi. Hakemlerin iki taraf adına çaldığı ve çalmadığı düdükler Aliağa Petkim kenar yönetimini ve oyuncularını oyundan çok çabuk düşürdü.

Esteban Batista’nın karşısında önce Bora, sonra Bora faul problemine girince Ali durmaya çalıştı. İkisi de başarılı olamayınca Batista ilk yarı bitmeden 13 sayıya ulaştı, maçı da 19 sayıyla bitirerek en skorer ismimiz oldu.

Batista’dan sonra 17 sayıyla Dixon, Leo ve Barış geldi. Burada dikkat çekmek gereken bir nokta var. Leo Lyons iyi scout ekibi olmayan takımların rahatlıkla gözdesi olabilecek bir oyuncu. Fark 20 sayıya çıkana kadar hiç ortada görünmeyip maç koptuktan sonra bir anda 17 sayıya ulaştı. Yani 17 sayı atmasına rağmen günün kötü isimlerinden birisiydi.

Dixon özellikle ilk yarıda pek ortada görünmese de asistleriyle fark yarattı ve 9 asist ile double double’ın kıyısından döndü. Barış Hersek sürekli doğru şut seçimleri yapmaya devam ediyor. Beklentimin çok üzerinde bir katkı sağlıyor. Sezon sonuna kadar böyle devam edeceğini düşünüyorum.

Diebler ilk çeyrekte birkaç kere oyuncusunu kaçırınca çok ciddi bir fırça yedi ve bu sayede İnanç 15 dakikanın üzerinde süre buldu. İnanç yine isteksizdi ve hiç konsantre değildi.
Yunus ilk defa bir resmi maça ilk 5’te başladı ve 20 dakikanın üzerinde süre aldı. Biraz daha kendini geliştirmeye ihtiyacı var; ancak uzun vadede başarılı olacağını düşünüyorum.

Belki haddime değil ama maç 25 sayı olmuşken oyuncuların biraz gevşemesine izin vermek gerekebilir. Sezon çok uzun ve sezonun sonunda oyuncuları fiziksel yorgunluktan çok mental yorgunluğun etkileyecektir. Kopmuş maçta bir top savunma yapılmadı diye ortalığı yakmak bana aşırı tepki vermek gibi geliyor. Yine de muhtemelen koç en iyisini biliyordur.
Sonuç olarak koçun kafasındaki plan tuttu. İlk çeyrekte sert savunma ve açılan fark. İkinci çeyrekte dağılan Aliağa Petkim ve rölantide giden ikinci yarı.

Şimdi önümüzde Hapoel Jerusalem maçı var. Böyle devam edecek ve hedeflerimizi bir bir gerçekleştireceğiz.

Son olarak: Fikirler Ölmez!

3 Kasım 2013 Pazar

Koç Farkı

Merhaba,

Çarşamba günkü zorlu maçtan sonra yeniden lige konsantre olmak kolay değil. Zaten bu zorluğun yansımasını ilk 5 dakikada yaşadık.

Maçın başında Buckman'dan gelen üç tane üç sayılık basket sonrası Beşiktaş Integral Forex öne fırladı. Televizyon molası sırasında Ufuk Sarıca'nın herkesin aklına başına getiren konuşması sonrası çeyreğin geri kalan 5 dakikasında ve 2. çeyreğin ilk 3 dakikasında Beşiktaş'a sayı şansı vermedik. Haliyle bu sürenin sonunda çift hanelerle öndeydik. Bu bölümde skor yükünü Leo taşıdı ve doğru şutlar kullandığında faydalı olabileceğini kanıtladı.

İkinci çeyrekten itibaren oyun kontrolümüzden hiç çıkmadı. Gökhan Şirin'in taraftar ile olan atışması (tamam kabul ediyorum o taraftar bendim) tribünleri ateşledi. Neyse ki ikinci yarı Gökhan özür diledi de iş fazla büyümeden çözüldü.

Belli ki devre arasında Ahmet Kandemir oyuncularına potaya gidin talimatı vermiş. Sürekli adam değişerek yaptığımız savunmada kısalarla uzuna karşı ters eşleşmeyi bulup potaya doğru saldıran Beşiktaş, Ufuk Sarıca buna da çözüm bulana kadar maça tutunmayı başardı.

Bu noktadan sonra Ahmet Kandemir'in başka planı kalmadı. Zaten oyun kurucu pozisyonunda büyük sıkıntıları var. Topu çoğunlukla Muratcan veya Lofton getirince setlere başlamak kolay olmadı. Mehmet Yağmur da hazır olmayınca özünde fark yüksek olmasa da Karşıyakamız açısından kolay bir maç oldu.

Karşıyaka açısından olumlu olan şeyler Beşiktaş yaklaştığı anlarda dağılmaması, Dixon'ın doğru üç sayılık atışları bulamayınca içeriye dalması ve takım olarak ama özellikle Barış Hersek'in istekli oyunuydu.

Dixon'ın 21 sayı 9 asist ile oynadığının da altını çizelim. Çok formda ancak yine 36 dakika sahada kalmak zorunda kaldı. Bakalım bu tempoyu daha ne kadar kaldırabilecek. Diebler da yine 30 dakikadan fazla süre aldı.

Takım adına sıkıntılı noktalara gelecek olursak: Öncelikle Can Altıntığ'ın sakatlanması sonrası İnanç 12 dakika civarında süre almak durumunda kaldı ve yetersiz bir performans ortaya koydu. İnanç'ın gözlerindeki ışıltıya hem savunmada hem hücumda ihtiyacımız var. Yaşlı oyuncular sonuçta geç form tutar, umarım sene içinde kendini toparlar. Batista da henüz hazır değil. Bazı maçlarda parlayıp bazı maçlarda sönüyor. Bu maç sönük geçti.

En önemli sorunumuz ise maçın sonuna 5 ile 10 sayı fark arasında önde girdiğimizde zaman geçirmeye başlıyoruz. Setlere başlamak anlamsız derecede uzun süreler alıyor. Mental olarak da oyuncuların kafasında sayı atmak değil süreyi eritmek olunca 24 saniyenin sonunda saçma bir şut ile hücumu noktalıyoruz. Böyle olunca rakip bize yetişiyor. Sonra tekrar vites yükseltiyoruz. Rakipten iyiysek dünkü gibi farkı tekrar açıp kazanıyoruz; ama rakip bizim ayarımızda veya bütçe olarak daha yüksek bir ekipse bu paniğe sebep oluyor. 40 dakikanın tümünde normal oyunumuzu oynamaya devam etmeliyiz.

Sonuç olarak 7 oyuncusu yeni bir takım geçen seneki alışkanlıklarını devam ettiriyor. Bu çok iyi bir gösterge. Belli ki bu sezon da her maçı son topa kadar kovalayıp özellikle Arena'yı herkese dar edeceğiz.

1 Kasım 2013 Cuma

Ya Karşıyaka Olmasaydı?

Merhaba,

Çıkarın Karşıyaka'yı hayatınızdan.

Yok artık öyle her haftasonu 3 branşta maç takip etmek, maçtan önce yenersek ne güzel olur hayalleri de yok. Maç yok ki maçtan önce arkadaşlarınla iki bira içesin. Yeşil ile kırmızının farkı yok turuncudan, mordan, pembeden. 35,5 buçuk lafı yok mesela, Karşıyakalılık yok. Izmirlisin sen de herkes gibi.

Deplasman diye bir şey yok, sıkış tepiş oturmak yok stadlarda salonlarda.

Tutacaktın illa ki bir takım, oturur izlerdin televizyondan. Sizinkiler bu sene şampiyon bile olurlardı belki. Dert yok, tasa yok, masraf yok. Senede bir kere canlı izlersin takımını, müşteri olarak gidersin dükkanlara, storelara. Verirsin kaç paraysa alırsın formanı kafan rahat. Senin yerine birileri var takımını düşünüp kalkındırmaya çalışan.

1981'deki Göztepe maçı yok mesela, 86-87 basketbol şampiyonluğu yok. Eurochallenge diye bir şey önemli değil ki hayatında Final Four'a evinden yürüyerek gidebilesin. Sabahlara kadar pankart boyamak yok. 1 Kasım'da sahili boydan boya niye yakasın ki, o da herhangi bir gün senin için.  Yaşa Varol'un melodisi sana göre de Harbiye Marşı herkese olduğu gibi. Gode Cengiz yok, Altobelli Rıza yok, Jovo Reis yok, Büşra yok.

Kafandan üç otuz paraya transfer edilecek adamları düşünme gereği yok. Final kaybetmeyi alışkanlık haline getirmek yok. Ağlamak yok, kahrolmak yok. Içip içip düşünmek yok. Iki kişi başka şeyden konuşurken birden ortaya gelecek kocaman bir konu yok.

Daha hafta ortasından haftasonunun telaşı yok. Evden, okuldan, dersaneden kaçıp maça gitmek yok. Ikiye bir yapıp maça girmek yok. Bir lokmayı tanımadığınla paylaşmak yok. Hep yenilmek, hep  daha çok sevmek de yok!

Eeee, ne kaldı hayatımızda!

Iyi ki varsın Karşıyaka! Ulu Çınar Karşıyaka 101 Yaşında!