30 Kasım 2013 Cumartesi

Hazırsanız Başlıyoruz


Merhaba, 

Çok önemli bir serinin ilk maçını oynadık. Aralık ayı içerisinde hem Euro Cup’ta hem de ligde çok önemli maçlar oynayacağız. Bu serinin ilk maçından galibiyetle ayrıldık.

İlk çeyrekte doğru oyun ve doğru şutlarla bir anda öne fırladık. Ilk ceyrekte buldugumuz 24 sayı iyi hücum ritmimizin bir göstergesiydi. Bu dönemde özellikle içeriden Batista ile etkili olduk. Kalın uzun savunma konusunda zaafı olan Banvit’te Ermal da iki faul alınca icerisi iyice kisa hareketli uzunlara kaldı. Bu bölümdeki etkili oyunumuzla 16. dakikanın sonunda farkı 15 sayıya ulaştırmayı başardık. Farkın açılmasıni fırsat bilen Ufuk Sarıca Dixon’ı dinlenmesi için kenara aldı ve tüm organize olma yeteneğimiz Dixon ile birlikte kenara oturmuş oldu. Hücumdaki organizasyon bozukluğunun sonucunda da çok iyi oynadığımız devreyi 46-40 ile sadece 6 sayı farkla önde bitirebildik. Bu 3 dakika da Dixon'ın oyunda kalmadığı tek bölüm oldu. 

Üçüncü çeyreğe de istediğimiz gibi başlayamayınca Banvit bizi 52’de yakaladı. Bu dönemde hakem üçlüsünün ortadaki düdüklerde konuk takımın faydasına kararlar vermesiyle ortam bi anda elektriklendi. Bu noktada taraftar devreye girdi ve hakemleri baskı altına aldı. Maçı kontrolümüze aldık derken geçen sene Paris maçında bir bu sene Hapoel maçında iki kere top çıkarırken top kaybettiğimiz yerden yine top çıkarırken top kaybettik ve Batista çok saçma bir sportmenlik dışı faul yaptı. Bu dakikadan sonra Ufuk Sarıca Batista’yi oyundan aldı ve maçın sonuna kadar tekrar kullanmadı Koç beklentisi olan oyuncuların yaptığı kontrolsüz hareketleri asla affetmiyor.

Batista’nın yerine oyuna giren Mutlu her ne kadar istatistiklerde fazla katkı sağlamış olarak gözükmese de hızlı ayaklara sahip Banvit hücumunun her pozisyonda karşısına dikildi. Hareketli ayakları ile Soner ve Dixon da ön alan savunmasında Banvit kısalara yenilmeyince Banvit hücuma Cevher'in bulacağı üçlüklere kaldı. Cevher de sakatlanıp bir süreliğine kenara gelince Banvit hücumu tıkandı.

Son çeyrekte maç dengeli bir şekilde giderken baskı altında kalan hakemin Soner ve Chuck Davis’e karşılıklı faul çalmasının ardından Davis 5 faul almış oldu. Herkes Chuck Davis’in oyundan çıkmasına sevinirken oyuncu bir de teknik faul alınca maçı hediye etmiş oldu. 
Son bölümdeki taktik faullerde Bobby Dixon hata yapmayınca (11/12 attı) çok önemli bir maçtan galibiyetle ayrılmış olduk. 81-76 biten bu maçta her sayının farkının önemi ligin sonunda tekrar ortaya çıkabilir.

Eklemek gerekir ki Banvit sevimsiz koç istihdam etme konusunda bir dünya markası olma yolunda ilerliyor. Dimitrios Itoudis gerek hakemlere yaptığı itirazlar gerekse molalarda takımı zamanında oyuna yollamaması ile tepki çekti.

Şunu ortaya koymak gerekiyor: Ufuk Sarıca Dimitrios Itoudis’I yendi.  Bu bir koç galibiyetiydi. 

Son olarak: Namağlup takım yoktur Karşıyaka Arena'ya gelmemış takım vardır.

27 Kasım 2013 Çarşamba

Iyi Geldi


Merhaba, 
Cok daha kolay olması gereken bir maçı ciddiyet problemleri sebebiyle zora soktuk. Euro Cup, Euro Challenge’a benzemiyor. Geçen sene daha iyi olduğumuz takımlar karşısında farkı açtığımızda geri dönmek için ne güçleri ne de motivasyonlari oluyordu. Bu sene daha mücadeleci bir kupada oynadığımızı zihnen kabul etmek zorundayız.

Ilk çeyreği 10 sayı farkla önde kapatınca herkes maçın bittiğini sandı. Durum böyle olunca Ploiesti geri geldi. Takım uyandı ve ilk yarıyı 7 sayı farkla önde bitirdik. Iyi hücum edemediğimiz bir devrede Batista ve Dixon’in iyi oyunlarıyla hak ettiğimizden daha fazla sayı bulduk. Batista rakip potanın altında çocukların maçına dalmış amca gibi her seken topu topladı. Kafasına göre attı tuttu, çok da faydalı oldu. Maç boyunca 5 hücum ribaundu aldı ki bu tip maçlarda hücum ribaundları rakibin canını çok yakar.

Ikinci yarının başında rakip yine geri gelme iradesini ortaya koydu ve daha biz 6 sayı atabilmişken bizi yakaladı. Bu arada maçın temposu iyiden iyiye düşmüştü ve taraftar maçın içinde değildi. Sonra Ufuk Sarıca ortaya çıktı. Ortada sayılabilecek bir düdükte bilinçli olarak teknif faul alarak ortamı gerdi ve herkes uyandı. Kaybettiği bir sayıdan çok daha fazlasını elde etti.
52-52 olduktan sonra taraftar da takım da hareketlendi, ama bu noktada bir kişiye ekstra övgü düzmek gerekiyor. Mutlu Demir maçın kırılma anlarında mücadelesi ve yüreğiyle çok büyük katkı verdi. Maçı da 13 sayıyla ve 5'te 5 iki sayılık performansıyla bitirdi.

Son çeyreğe 64-64 luk beraberlikle girildikten sonra dirilen takımımız kalite farkını ortaya koyarak farkı 10 sayıya kadar açtı.  Son bir dakika kala 10 sayı önde takımımız ve taraftar yine maçı kazandığını sandi ve yine yanıldı. Eğer bu bölümde başta 10’da 10 ile serbest atış atan Barış Hersek olmak üzere takım olarak biraz daha sallansak maçı kaybedebilirdik ve inanın bunun telafisi olmazdı.  Taraf ve takım olarak son ana kadar maçın içinde olmaya devam etmeliyiz.

Diğer oyunculara göz atmak gerekirse:

Diebler belli ki yorulmuş, bu maçı da kendine dinlenme maçı olarak seçmiş. Hemen maçın başında iki faul yaptı ve kenara geldi. Son çeyreğe kadar sadece faul yapti ve 0 sayı attı. Son çeyrekte oyuna girdi 2 tane kritik üçlük sokup bir asist yapti, sonra gönlünce beşleyip benchteki yerini aldı.
Diebler faul problemine girince onun dakikaları haliyle İnanç’a gitti, ancak yine sahada fazla bir şey ürettiğini söyleyemeyiz.
Yunus Emre’nin dakikaları gittikçe artıyor ve özellikle savunmada iyi katkı veriyor. Kısa oyuncu olarak oyunun her alanında var olmaya çalışıyor.

Can kritik anlarda aldığı sorumluluk ve dağıttığı paslarla çok da etkili olmadığı bir maçta fayda sağlamayı başardı.

Leo fena olmayan bir ilk yarıdan sonra savunma ve hücumdaki vurdumduymazlığı ile koçu delirtti ve ikinci yarının büyük kısmını kenardan izledi. Barış da iyi katkı verince kendisine hiç gerek kalmadı.

Soner bildiğiniz gibi, yine denediği şut hiçbir şeye değmedi.

Bu galibiyet bize iyi geldi. Takım en azından kazanma alışkanlığına tekrar sahip olmak adına bir adım atmış oldu. Birkaç maçtir sallanan Dixon’ın performansı da hepimiziin moralini düzeltti.



16 Kasım 2013 Cumartesi

Güneşin Oğlu Esteban


Merhaba,

Günün iki kahramanı vardı: Esteban Batista ve Yunus Emre Sonsırma.

Can Altıntığ’ın saçma sapan hakem kararları ve teknik faul ile bir anda dörtlediğinde koç Ufuk Sarıca mecburen takım içinde arayışa girdi. Soner’den beklediği katkıyı alamayınca Yunus Emre Sonsırma’ya dakika verdi ve karşılığını fazlasıyla aldı. Yunus Emre maçı sürekli doğru şut seçimlerinin yanısıra iyi bir savunma ve 15 sayıyla bitirdi.

Yine de günün kahramanı seksenlerin ünlü çizgi film karakterinin ismiyle Güneşin Oğlu Esteban’dı.  Maçı 22 sayı ve 10 ribaund ile bitirdi. Sadece 1 top kaybı yapması da çok çok önemliydi. Tofaş’ın uzunları hiçbir şekilde karşısında duramadı.

Maça fırtına gibi girdik ve ilk 3:15’te sayı yemeyerek 13-0 öne geçtik. Maçın ilk 15 sayısının 9’unda Batista’nın 6’sında Diebler’ın imzası vardı. Tofaş molasının ardından karşılıklı basketlerle devam edildi ve ilk çeyreği 11 sayı farkla önde geçtik.

İkinci çeyrekte Tofaş 7 kişi oynamaya başladı. (hakemlerden bir tanesi gördüğünü çalmaya çalıştı) Arka arkaya çalınan teknik fauller ve çalınmayan düdüklerle maç bir şekilde kafa kafaya gelirken tribünlerden hakemlere ciddi tepkiler yükseldi. İlk yarı bittiğinde çok iyi oynadığımız yarıyı sadece 4 sayı önde bitirebilir durumdaydık.

İlk yarının sonunda Esteban’ın 11 sayısı varken Dixon’ın sayısı yoktu.

Üçüncü çeyrek karşılıklı basketlerle geçerken Batista’nın oyunda olduğu anlarda hem ribaund konusunda hem de içeriden sayı bulma konusunda hiç sorun yaşamadık. Bu çeyrekte de baskıyı kaldıramayan hakem üçlüsü saçma kararlarına devam edip herkesi çileden çıkardı.

Son çeyrekte yeniden esen Pınar Karşıyaka fırtınası karşısında Tofaş kenara çekmek zorunda kaldı ve fark bir anda açıldı.  Maçın önemli istatistiklerinden biri de %86,2 ile attığımız serbest atışlardı. Bu noktada hata yapmayarak rakibin umutlanmasına hiç izin vermedik.

Oyunun normal akışı içerisinde Tofaş, Pınar Karşıyaka’ya rakip olabilecek bir ekip görüntüsü çizmedi.  1998 – 1999 yılından beri İzmir’de Tofaş’a yenilmeyen Pınar Karşıyaka bu geleneğini sürdürdü.

Son olarak: Ruhun ÖZGÜR sen bizimlesin!

13 Kasım 2013 Çarşamba

Zor da Olsa...

Merhaba,
Öncelikle şunu söyleyeyim. 31 yaşındayım, ilk defa canlı olarak son topta maç kazandığımıza şahit oluyorum. 

Çok ama çok zor oldu. Olması gerekenden de zor oldu.  Göz göre göre kendimizi zora soktuk. İlk yarı tatsız olaylar yaşanmasına rağmen ikinci çeyrekte yaptığımız müthiş savunma ile soyunma odasına 14 sayı farkla önde gittik. 

Her zamanki sorunumuz yine baş gösterdi. Farkı kullanmaya çalıştık. Rakip mental olarak çok kuvvetliyse geri gelme şansı oluyor. 

Yavaş yavaş fark eridi, şutlar girmemeye, eller titremeye başladı. İlk yarıyı 11 sayıyla bitiren Dixon ikinci yarıdaki ilk 15 dakikada sadece 4 sayı bulabildi. Rakip Batista’yı durdurmakta çok zorlanmasına rağmen hakemlerin ona yapılan sert faulleri çalmamaya başlaması ile oyundan biraz düşse de maçı 18 sayı 8 ribaund ile bitirdi.

Kuvvetli oyuncuları savunmakta zorluk çeken İsrail takımı Mutlu’yu da savunamadı. Mutlu hiç şut kaçırmadan ve 7/7 serbest atışla 13 sayı attı. Zaten Barış Hersek’in ve Diebler’ın toplamda 8 sayı attığı bir maçı kazanmak başka türlü mümkün olamazdı.

Savunma ribaundlarında yine sorun yaşadık. Kendi potamızın altında oluşan 38 ribaund pozisyonunda 17 kere rakibe tekrar hücum şansı verdik.

Dixon’ın son birkaç maçtır üç sayılık atışları girmiyor. Bugün de 10’da 2 attı. Yine de doğru yerlerde potaya giderek ve 8 asistiyle takıma gereken katkıyı sağladı. Sorumluluk alıp maçı kazandıran da o oldu. (Son topu Barış’ın tiplediğini söyleyenler de var; ama ben EuroCup’ın sitesini baz alarak Dixon’a yazdım sayıyı)

Diebler’ın ve Leo’nun oyunları bir kademe yukarı çekmeleri gerekiyor. Bu gerçekleştiğinde takımımız çok daha iyi yerlere gelecektir. Özellikle Leo'nun maçın ilk 40 saniyesinde 2 faul alması akıl alır gibi değildi. Sonra da bugün az oynayacağını düşünerek pozisyonları zorladı.  
Bu arada sondan bir önceki hücumda topu 2 kere kenardan oyuna sokamadık. 

Hatırlayacaksınız geçen sene de aynı yerden topu Caner ile oyuna sokamayarak Paris ekibine yenilmiştik. 2 kritik maçta 3 kere aynı hatayı yapmamak gerekir. 

Sonuçta öyle veya böyle kazanmayı bildik ve rakibimiz karşısında bir galibiyet öne geçtik. İsrail'deki maça kadar daha önümüzde uzun bir yol var. Bu gruptan çıkarız, sonraki gruplarda da duruma göre önümüze bakarız. 

Çok uzun zamandır bu kadar sevinmemiştim. İyi ki varsın Karşıyaka!

10 Kasım 2013 Pazar

Zeka ve Yetenek


Basketbol çok sayıda spordan farklı olarak sürekli aktif alanın içerisinde olduğunuz, çok fazla dinlenme şansınızın olmadığı bir spor dalı. Oyunun içerisinde sürekli olarak konsantrasyonuzu yüksek tutmalı ve fiziksel olarak hazır olmalısınız.

Ayrıca iyi basketbol oynamak için hırs dışında iki ana faktöre ihtiyacınız var. Zeka ve yetenek. Bunlardan en az bir tanesinde ortalamanın üzerinde değilseniz Pınar Karşıyaka ayarında bir takımda var olmanız tamamen tesadüftür. Eğer bunların ikisine birden üst düzeyde sahipseniz bu bütçeyle Pınar Karşıyaka’da oynamanız yönetim başarısıdır.

Takımımızda her tipte oyuncu var: Zekası düşük yeteneği yüksek, zekası yüksek yeteneği düşük, zekası ve yeteneği yüksek, zekası ve yeteneği düşük… Bu dört kategoride de oyuncu barındırıyoruz. İşin ilginç tarafı dört kategoriye de herkes aynı oyuncuları oturtuyor.

Hem yeteneği hem zekası düşük oyunculardan kurtulup en az bir özelliği olan oyuncu adedimizi artırabilir ve sürekliliği sağlayabilirsek bu klubün bir gün Euroleague oynaması kaçınılmaz. Bunu hep birlikte göreceğiz, yeter ki doğru planlamayı yapmaya devam edelim.

Maç özelinde konuşacak fazla bir şey yok. Maçı yaklaşık 250 Karşıyaka taraftarıyla birlikte izledik. Takımların elele Atatürk’ü anan bir pankartla çıkmaları çok anlamlıydı. İki taraftar grubu da birbirini alkışladı. Sonradan maça giren bir grup Aliağa Petkim taraftarı bu ortamı bozdu. Bizim taraftarımız da bir sure bu gruba uysa da sonradan kendine gelip maça odaklandı.

Aliağa Petkim Hakan Demir’in gitmesinden sonar çok dağınık bir görüntü sergiledi. Hem oyuncular hem kenar yönetim çok gergindi. Hakemlerin iki taraf adına çaldığı ve çalmadığı düdükler Aliağa Petkim kenar yönetimini ve oyuncularını oyundan çok çabuk düşürdü.

Esteban Batista’nın karşısında önce Bora, sonra Bora faul problemine girince Ali durmaya çalıştı. İkisi de başarılı olamayınca Batista ilk yarı bitmeden 13 sayıya ulaştı, maçı da 19 sayıyla bitirerek en skorer ismimiz oldu.

Batista’dan sonra 17 sayıyla Dixon, Leo ve Barış geldi. Burada dikkat çekmek gereken bir nokta var. Leo Lyons iyi scout ekibi olmayan takımların rahatlıkla gözdesi olabilecek bir oyuncu. Fark 20 sayıya çıkana kadar hiç ortada görünmeyip maç koptuktan sonra bir anda 17 sayıya ulaştı. Yani 17 sayı atmasına rağmen günün kötü isimlerinden birisiydi.

Dixon özellikle ilk yarıda pek ortada görünmese de asistleriyle fark yarattı ve 9 asist ile double double’ın kıyısından döndü. Barış Hersek sürekli doğru şut seçimleri yapmaya devam ediyor. Beklentimin çok üzerinde bir katkı sağlıyor. Sezon sonuna kadar böyle devam edeceğini düşünüyorum.

Diebler ilk çeyrekte birkaç kere oyuncusunu kaçırınca çok ciddi bir fırça yedi ve bu sayede İnanç 15 dakikanın üzerinde süre buldu. İnanç yine isteksizdi ve hiç konsantre değildi.
Yunus ilk defa bir resmi maça ilk 5’te başladı ve 20 dakikanın üzerinde süre aldı. Biraz daha kendini geliştirmeye ihtiyacı var; ancak uzun vadede başarılı olacağını düşünüyorum.

Belki haddime değil ama maç 25 sayı olmuşken oyuncuların biraz gevşemesine izin vermek gerekebilir. Sezon çok uzun ve sezonun sonunda oyuncuları fiziksel yorgunluktan çok mental yorgunluğun etkileyecektir. Kopmuş maçta bir top savunma yapılmadı diye ortalığı yakmak bana aşırı tepki vermek gibi geliyor. Yine de muhtemelen koç en iyisini biliyordur.
Sonuç olarak koçun kafasındaki plan tuttu. İlk çeyrekte sert savunma ve açılan fark. İkinci çeyrekte dağılan Aliağa Petkim ve rölantide giden ikinci yarı.

Şimdi önümüzde Hapoel Jerusalem maçı var. Böyle devam edecek ve hedeflerimizi bir bir gerçekleştireceğiz.

Son olarak: Fikirler Ölmez!

3 Kasım 2013 Pazar

Koç Farkı

Merhaba,

Çarşamba günkü zorlu maçtan sonra yeniden lige konsantre olmak kolay değil. Zaten bu zorluğun yansımasını ilk 5 dakikada yaşadık.

Maçın başında Buckman'dan gelen üç tane üç sayılık basket sonrası Beşiktaş Integral Forex öne fırladı. Televizyon molası sırasında Ufuk Sarıca'nın herkesin aklına başına getiren konuşması sonrası çeyreğin geri kalan 5 dakikasında ve 2. çeyreğin ilk 3 dakikasında Beşiktaş'a sayı şansı vermedik. Haliyle bu sürenin sonunda çift hanelerle öndeydik. Bu bölümde skor yükünü Leo taşıdı ve doğru şutlar kullandığında faydalı olabileceğini kanıtladı.

İkinci çeyrekten itibaren oyun kontrolümüzden hiç çıkmadı. Gökhan Şirin'in taraftar ile olan atışması (tamam kabul ediyorum o taraftar bendim) tribünleri ateşledi. Neyse ki ikinci yarı Gökhan özür diledi de iş fazla büyümeden çözüldü.

Belli ki devre arasında Ahmet Kandemir oyuncularına potaya gidin talimatı vermiş. Sürekli adam değişerek yaptığımız savunmada kısalarla uzuna karşı ters eşleşmeyi bulup potaya doğru saldıran Beşiktaş, Ufuk Sarıca buna da çözüm bulana kadar maça tutunmayı başardı.

Bu noktadan sonra Ahmet Kandemir'in başka planı kalmadı. Zaten oyun kurucu pozisyonunda büyük sıkıntıları var. Topu çoğunlukla Muratcan veya Lofton getirince setlere başlamak kolay olmadı. Mehmet Yağmur da hazır olmayınca özünde fark yüksek olmasa da Karşıyakamız açısından kolay bir maç oldu.

Karşıyaka açısından olumlu olan şeyler Beşiktaş yaklaştığı anlarda dağılmaması, Dixon'ın doğru üç sayılık atışları bulamayınca içeriye dalması ve takım olarak ama özellikle Barış Hersek'in istekli oyunuydu.

Dixon'ın 21 sayı 9 asist ile oynadığının da altını çizelim. Çok formda ancak yine 36 dakika sahada kalmak zorunda kaldı. Bakalım bu tempoyu daha ne kadar kaldırabilecek. Diebler da yine 30 dakikadan fazla süre aldı.

Takım adına sıkıntılı noktalara gelecek olursak: Öncelikle Can Altıntığ'ın sakatlanması sonrası İnanç 12 dakika civarında süre almak durumunda kaldı ve yetersiz bir performans ortaya koydu. İnanç'ın gözlerindeki ışıltıya hem savunmada hem hücumda ihtiyacımız var. Yaşlı oyuncular sonuçta geç form tutar, umarım sene içinde kendini toparlar. Batista da henüz hazır değil. Bazı maçlarda parlayıp bazı maçlarda sönüyor. Bu maç sönük geçti.

En önemli sorunumuz ise maçın sonuna 5 ile 10 sayı fark arasında önde girdiğimizde zaman geçirmeye başlıyoruz. Setlere başlamak anlamsız derecede uzun süreler alıyor. Mental olarak da oyuncuların kafasında sayı atmak değil süreyi eritmek olunca 24 saniyenin sonunda saçma bir şut ile hücumu noktalıyoruz. Böyle olunca rakip bize yetişiyor. Sonra tekrar vites yükseltiyoruz. Rakipten iyiysek dünkü gibi farkı tekrar açıp kazanıyoruz; ama rakip bizim ayarımızda veya bütçe olarak daha yüksek bir ekipse bu paniğe sebep oluyor. 40 dakikanın tümünde normal oyunumuzu oynamaya devam etmeliyiz.

Sonuç olarak 7 oyuncusu yeni bir takım geçen seneki alışkanlıklarını devam ettiriyor. Bu çok iyi bir gösterge. Belli ki bu sezon da her maçı son topa kadar kovalayıp özellikle Arena'yı herkese dar edeceğiz.

1 Kasım 2013 Cuma

Ya Karşıyaka Olmasaydı?

Merhaba,

Çıkarın Karşıyaka'yı hayatınızdan.

Yok artık öyle her haftasonu 3 branşta maç takip etmek, maçtan önce yenersek ne güzel olur hayalleri de yok. Maç yok ki maçtan önce arkadaşlarınla iki bira içesin. Yeşil ile kırmızının farkı yok turuncudan, mordan, pembeden. 35,5 buçuk lafı yok mesela, Karşıyakalılık yok. Izmirlisin sen de herkes gibi.

Deplasman diye bir şey yok, sıkış tepiş oturmak yok stadlarda salonlarda.

Tutacaktın illa ki bir takım, oturur izlerdin televizyondan. Sizinkiler bu sene şampiyon bile olurlardı belki. Dert yok, tasa yok, masraf yok. Senede bir kere canlı izlersin takımını, müşteri olarak gidersin dükkanlara, storelara. Verirsin kaç paraysa alırsın formanı kafan rahat. Senin yerine birileri var takımını düşünüp kalkındırmaya çalışan.

1981'deki Göztepe maçı yok mesela, 86-87 basketbol şampiyonluğu yok. Eurochallenge diye bir şey önemli değil ki hayatında Final Four'a evinden yürüyerek gidebilesin. Sabahlara kadar pankart boyamak yok. 1 Kasım'da sahili boydan boya niye yakasın ki, o da herhangi bir gün senin için.  Yaşa Varol'un melodisi sana göre de Harbiye Marşı herkese olduğu gibi. Gode Cengiz yok, Altobelli Rıza yok, Jovo Reis yok, Büşra yok.

Kafandan üç otuz paraya transfer edilecek adamları düşünme gereği yok. Final kaybetmeyi alışkanlık haline getirmek yok. Ağlamak yok, kahrolmak yok. Içip içip düşünmek yok. Iki kişi başka şeyden konuşurken birden ortaya gelecek kocaman bir konu yok.

Daha hafta ortasından haftasonunun telaşı yok. Evden, okuldan, dersaneden kaçıp maça gitmek yok. Ikiye bir yapıp maça girmek yok. Bir lokmayı tanımadığınla paylaşmak yok. Hep yenilmek, hep  daha çok sevmek de yok!

Eeee, ne kaldı hayatımızda!

Iyi ki varsın Karşıyaka! Ulu Çınar Karşıyaka 101 Yaşında!

30 Ekim 2013 Çarşamba

Savunma Yapmadan Olmaz

Merhaba,

Bugün birinci derse geri döndük ve tekrar gördük ki; savunma yapmadan olmaz. Nitekim olmadi da.

Macta sadece ikinci çeyreğin başında ve dördüncü çeyrekte düzgün savunma yaptık o yüzden maçın kopması çok uzun sürdü. Maçın bu kadar zor kopmasının sonucunda da 3 oyuncumuz 30 dakikadan fazla süre almak durumunda kaldı. Özellikle ilk yarı rakibiyle çarpışıp dizinden sakatlanan ve basarken bile zorlanan Dixon toplamda sadece 6 dakika kenarda oturabildi.

Dixon'a ayrı bir parantez açmak gerekiyor. Muhtemelen bugünkü oyunu ile Eurocup'ta haftanın MVP'si ödülünün sahibi olacak. 24 sayı 6 ribaund 7 asist ve 2 top çalma ile oynadı. Onun oyunda olmadığı bölümde Yunus ve Soner birlikte oynadı. Koç bu şekilde en azından top kaybı yapmadan bu bölümleri geçmek istedi. Yine de Dixon sakat haliyle çok az dinlenme fırsatı bulabildi.


Bugünün olumlu bir başka yanı da inanmayacaksınız ama Leo Lyons oldu. Diğer maçlara göre biraz epey daha konsantreydi. Gerçi doğrusunu söylemek gerekirse bu konsantrasyon daha ziyade hücum tarafındaydı. Ufuk Sarıca'nın bol adam değişmeli ve eşleşmeli alan savunmasına hala adapte olabilmiş değil. Bu savunmada bir kişi ne yapacağını bilmez ise anında bir kişi bomboş kalıyor. Maç içinde bunu birçok kez yaşadık. Rakip bir çoğu boş üçlüklerde 21'de 4 isabet bulunca maçta hakimiyet kuramadı.

Haftasonu oynanan Efes maçı özellikle Ufuk Sarıca ve Batista üzerinde derin bir iz bırakmış. Koç her zamankinden daha gergindi. Batista'da da ciddi bir konsantrasyon problemi vardı. Zaten ilk yarı bitmeden biri hücum olmak üzere 3 saçma faul yaparak kendini kenara aldı. Attığı 12 sayının 8'i de maç koptuktan sonraki bölümde geldi.

Inanç maçın içinde yine hiç yoktu.7 dakika oyunda kaldı ve oyunun iki tarafında da hiçbir varlık gösteremedi. Onun bu silikliği Diebler'ın dakikalarının aşırı artmasına sebep oluyor ki şutör oyuncunun dakikasının artması yüzdesinin düşmesine sebebiyet verebilir. Diebler'ın diri kalması için ya Inanç kendini toparlayacak ya o dakikaların 5-6 dakikası Kentli'ye gelecek ya da takviye yapılacak. Bunlar içinde en olası olan Kentli'nin 5-6 dakika alması olacaktır. Aşağıda Diebler'ın isabetli bir üçlüğünün fotoğrafını görebilirsiniz.



Takımımız adına sevindirici olan nokta ise bir türlü kopmayan ve sık sık geri dönüşler yaşanan bir maçı kazanmış olmamız. Efes maçı gibi hem mental hem fiziksel açıdan çok yorucu olan bir maçtan 72 saat sonra böyle bir maçi hem de 15 sayı farkla kazanmış olmak iyi haber. Grupta 3'te 3 yapan tek takım olmak da başka bir iyi haber.


Sırada Beşiktaş maçı var. Cumartesi 14:00 gibi erken bir saatte olmasına rağmen tribün desteğiyle Beşiktaş'ı geçeceğimiz düşünüyorum. 

20 Ekim 2013 Pazar

Tek Devrelik Maç

Merhaba,

Öncelikle OHA! Bir devrede 57 atılır mı? Bundan daha önemli soru şu: Bir devrede 57 sayı yenir mi? Millet bunu bir maçta yemiyor yerine göre.

Mersin savunma yapmayi bilmiyor, savunma yapmak istemiyor. Kafalarındaki tek şey topu alıp karşı potaya atmak. Onun için de çok ciddi bir organizasyonları olduğu söylenemez.

Ilk ceyrekte attığımız 26 sayının 11'ini Can Altıntığ 8'ini Diebler attı. Dış hücumlarda ne rakibe ne de topa baskı yapabildi Mersin haliyle çok rahat şutlar bulduk.

Ikinci çeyrekte sonunda rakibin guardı tamamen düştü ve bu çeyrekte tam 31 sayı attık. Iyi de savunma yapınca maç ilk yarıdan bitmiş oldu.

Ilk yarıda topu iyi paylaştık ve iyi sayılabilecek bir savunma yaptık. Eksik taraflara gelince Batista henüz hazır değil. Maç eksiği çok belli oluyor o yüzden nereden ne hücum edeceği çok öngörülebilir durumda. Yediği bloklar top kayıplarına yazılmıyor ama yanlış saymadıysam dün üç tane blok yedi. Blok yemek takdir edersiniz ki kaçan hücuma göre epey daha kötü bir durum. Rakibe hızlı hücum şansı veriyor. Çok zorlamamasında fayda var ama zamanla bizim için çok yararlı bir oyuncu olacaktır. Çok iyi bir ribaund sezgisi var ki zaten dün 9 ribaund aldı. Son olarak şunu eklemek isterim ki elleri de fırıncı küreği gibi, basketbol topuna voleybol topu muamelesi yapıyor :)

Ikinci yarıda oyun disiplininden kopmadan mücadele etmeye devam etmemiz büyük artı. Mersin'in kafasında acaba geri gelebilir miyiz gibi bir soru hiç oluşmadı. Kaybedeceklerinden emin bir şekilde tüm maçı oynadılar.

Diğer oyunculara gelince:

Dixon pek bir şey yapmadı diye düşünüyordum ama maçın sonunda kafamı kaldırdığımda 16 sayı attığını gördüm. Kendisi için yapılan perdelemeler geçen seneki kadar etkili olmadığı için içeriye dalamıyor ve çok az sayıda 2 sayılık atış kullanıyor. Ligdeki iki maçta 1 tane iki sayılık atış kullandi.

Mutlu bu maçta fazla konsantre değildi. Hem savunmada hem hücumda aksadı; ama dakika aldığı zaman dilimi çoğunlukla maç koptuktan sonraydı, düşük konsantrasyonu buna bağlayabiliriz.

Yunus Emre ve Soner aynı anda oynadıklarında takım olarak hiçbir şey üretemiyoruz, zaten üretmemize ihtiyaç olmayan zamanlarda birlikte oynuyorlar :) Soner'deki en büyük gelişim gaza gelmemesi. Hızlı hücumlarda deli gibi potaya gidip hiçbir şeye değmeyen turnikeler atmaya çalışmıyor. Büyük ilerleme. Yunus'un potaya gitme yeteneği var; ancak ne zaman kendisi bitirmeli ne zaman pas vermeli onu kafasında oturtmak için zamana ihtiyacı var.

Inanç artık oyunun içinde, form tutması zaman alacaktır; ama sezon başındaki facia durumundan yavaş yavaş uzaklaşıyor.

Barış ne olursa olsun sürekli işini yapmakla meşgul. Arada savunmada dalıp adamını kaçırıp fırçayı yiyor ama olacak o kadar :) Dün de sakin sakin işini yaptı, atması gereken şutları attı. En büyük artısı zorlamıyor, yeteneklerinin bilincinde ve onları en üst düzeyde kullanmaya çalışıyor.

Son olarak Leo! Yeni yeni fark ediyorum, esasında bu adamın acayip bir sıçrama yeteneği var; ama fiziksel teması o kadar sevmiyor ki, smaç vururken potaya değmekten korkuyor sanırım :) Post oyunu topu sırtı dönük olarak alıp pivot ayağı etrafında bir iki tur atıp kendi ekseni etrafında dönerek geri doğru sıçrayıp şut atmaktan ibaret. Kah giriyor kah girmiyor bu toplar. Ayrıca kendisine sorsak sen her maç 20 sayı atacaksın ama play off bile göremeyecek Pınar Karşıyaka ne dersin diye;  çok da umrumdaydı ben 20 sayıma bakarım diye cevap verir. Ben size Ilkan'a benziyor diyeyim siz anlayın :) Gerçi henüz bizim takımdakilerin elinden ribaund kapmaya çalıştığını görmedim :)

Ha bu arada Egemen Güven girdi ve blogunu yaptı. Aferin sana çocuk! Mert Celep de üzerindeki şaşkınlığı yavaş yavaş atıyor. Çalban ile Egemen arasında bir yeteneği var.

Genel olarak iyi bir hazırlık maçı oldu diyebiliriz. Esas maçlar şimdi başlıyor. Eurocup ve Efes maçlarında istediğimizi alırsak camia olarak havaya gireriz. SALDIR KARŞIYAKA!


12 Ekim 2013 Cumartesi

İzlenmemiş Maçın Yazısı

Merhaba,

Yayıncı kuruluşun yayın politikası gereği yine Pınar Karşıyaka'yı izleyemediğimiz bir maçın ardından yorumlarımızı yapalım.

Maçi TBF'nin sitesindeki istatistik bölümünden canlı olarak takip ettim. Bir ara Dixon'in 6'da 6 üçlüğüyle acaba bozuldu mu diye kendi kendime sormadım değil. Dixon maçı 8/11 üçlük isabetiyle 24 sayıyla bitirdi. Hiç ikilik ve faul atışı kullanmadı. Çok ilginç bir istatistik.

Zaten takım olarak da ikilik denemesinden daha çok üçlük denedik ve sadece 2 oyuncumuz faul çizgisine gitti.

Maçı özetlemek gerekirse ilk çeyrekte arayı açtık sonra da farkı koruyup son çeyrekte maçı kopardık. Benim adıma maçın en ilginç istatistiği 3/4 üçlük 3/4 ikilik isabetiyle 15 sayı atan Soner oldu. Keşke gözlerimizle görebilseydik bu olağanüstü performansı.

Merak ettiğimiz isimlerden Leo her ne kadar maçı 16 sayıyla bitirmiş olsa da sayılarının çok büyük bölümünü maç koptuktan sonra attı. 2/7 üçlük oranı da biraz can sıkıcı.

Batista da henüz ritmini tam bulabilmiş değil. 5 top kaybı yaptı, ancak 4 asist çok iyi istatistik.

Can Altıntığ 14:35 dakikada 3 sayı 2 top kaybı ile oynadı, bunun sebebi çok yüksek ihtimalle dış atışı riske eden Olin'in kimseyi içeri sokmamasıdır. Can'dan iyi performans alacağız sezon içinde.

Bu arada hiçbir oyuncumuzun 26 dakikadan fazla süre almaması da bizim için iyi bir haber.

Olin tarafına gelirsek, Doğuş ile flörtleri transferde geç kalmalarına sebep oldu ve düşmemeleri Cem Akdağ mucizesine kalmış görünüyor.

Çarşamba günü maça gidemeyeceğim şehir dışında olduğum için ama takımımızın iyi bir başlangıç yapacağını düşünüyorum.

9 Ekim 2013 Çarşamba

Kupanın Ardından

Merhaba,

Kupada ikinci yıl arka arkaya ilk sekize kaldık. Ustelik bu sene grubumuzu son saniye üçlüğüyle de olsa birinci bitirdik. Her ne kadar çeyrek finallerde seribaşı sistemi olmasa da grubu birinci bitirmek her durumda iyidir.

Federasyona zerre güvenim olmadığından bir şekilde GS, FB, BJK ve Efes'in diğer 4 takımla eşleşeceğini düşünüyorum. Bakalım kısmet.

Son gün Batista'nın sakatlığından dolayı daralan rotasyon, gruptan çıkmanın garantilenmesi ve yorgunluk sebebiyle oyun biraz zora girince işin ucunu bıraktık. Çok da suçlayamıyor insan, sonuçta istenen hedefe ulaşıldı. Trabzonspor ise yeni bir takım olduğu ve bize göre bu turnuvayı daha çok önemsediği için son dakikaya mücadele etti. Onları da tebrik etmek gerekiyor.

Grup maçlarının başında herkesin herkesi yeneceği değil herkesin Antep'i yeneceği grup olur demiştim, sonuç da böyle oldu. Ligi Antep'in 9-13 arasında bitireceğini öngörebiliriz.

Bize gelecek olursak belli ki yine ilk 4 için mücadele edeceğiz. FB ve GS'nin ilk 4'teki yerini garanti görüyorum. Henüz Efes'in kadrosu ve oyun planı oturmuş değil, Kerem Gönlüm'ün de sakatlanıp bizim maça yetişmeyecek olmasıyla belki onlara 3. haftada bir tokat vurabiliriz düşüncesindeyim; ama bunun olması için bizim tarafta işlerin epey yolunda gitmesi gerekiyor.

Ligde ilk 7 hafta çok kritik. Bu 7 haftayı 1 mağlubiyetle kapatabilirsek önümüze epey umut dolu bakabiliriz. Ondan sonra gelen 4 haftanın üçünde Banvit, GS ve FB ile oynuyoruz, oralara iyi girmek önemli.

Velhasıl bu turnuva takımın kazanma alışkanlığı yaratması açısından iyi oldu, ciddi bir hazırlık turnuvası olması dışında bir önemi olduğunu düşünmüyorum. Orta vadede de hem futbolda hem basketbolda kupaların ortadan kalkacağını düşünüyorum.


8 Ekim 2013 Salı

Dixon Mutlu, Biz Mutlu

Merhaba,

Güneşin oğlu Esteban olmadan bir maçı daha kazandık. Ufuk Sarıca'nın planı tıkır tıkır işledi. Hamlemizi baştan yapalım, psikolojik olarak çöküntüde olan Banvit'i ilk çeyrekten yıkalım diye sahaya çıktı ve tam kafasındaki oldu. Ilk çeyrek skoru 30-10 olunca maçı sonuna kadar elimizde tuttuk.

Neyi doğru yaptık, neyi yanlış yaptık konusuna gelince. Leo transferini yanlış yaptık bir onu netleştirelim önce. Gerçi en azından topu da ben getireceğim, kimselere vermem düşüncesinden vazgeçmiş. "Izin veriyor" topu kisalar getiriyor. Lakin arkadaşın kafası hiç çalışmıyor. Oyun zekası negatif seviyede. Hiç olmayacak yerlere hiç olmayacak şekilde giriyor. Tamam giriyor da çıkamıyor. Faul haklarını saçma sapan kullanıyor. Sezonun başlamadan bir değişiklik olabilir mi acaba?

Doğru taraflara gelince ise çok yüksek sayıda doğru şut atıyoruz. Mutlu'nun elinde birkaç tane top patladı; ama olacak o kadar da. Onun dışında doğru yerde tempo yaptık, doğru yerde tempoyu düşürdük. Esasında birkaç tane tam saha baskıda topu anlamsız çabuk kullandık, onlar da girince sıkıntı olmadı. Bu arada tabi ilk yarıda 1/12 üçlük atmasının da faydası olmadı değil.

Tam saha baskı esnasında oyuna giren Yunus Emre'nin saçma top kaybı sonrası kenara gelmesi ve oyuna tekrar girmemesi önemli bir mesajdı. Sana verilen işi verildiği şekilde yapacaksın aşırıya kaçmayacaksındi alınmasi gereken mesaj. Bu mesajı Leo da alsa keşke.

Can Altıntığ çok aklı başında bir oyun oynadi, söylemeden geçmek istemedim. Adam eksiltip potaya gitmesi çok önemli bir artı.

Yazının başlığına dönmek gerekirse. Dixon inanilmaz bir oyun ortaya koydu. Aklıyla, yeteneğiyle maçı aldı götürdü. Dile kolay 26-4-4. Ilk attığı 4 üçlüğü sokarak farkın da açılmasını sağladı. Nazar değmesin. Mutlu da iki pota altında müthiş savaştı. Ermal'ı sinirlendirdi, yordu ve faul problemine soktu. Kendi faul problemini de iyi idare etti. Alan savunmasının ortasında duruşu da Tamer Oyguç'u hatırlattı. Hiç bozma, aynen devam.

Banvit tarafında ise sistem oturmamış. Chuck Davis çok verimsiz ve kötü oynadı. Şutlar da girmeyince maça ortak olamadılar.


7 Ekim 2013 Pazartesi

Estebansız Leolu

Merhaba,

Royal Halı Gaziantep Basket karşısında sezonun ilk resmi maçına çıktık.

Kazasız, belasız, sakatlıksız bir sezon geçiririz inşallah cümlesini kuramadan Güneşin Oğlu Esteban Batista sakatlandı. Pota alti rotasyonu 3 kişiye düşüverdi. Kaldık Leo, Mutlu, Barış Hersek üçlüsune.

3 oyuncunun da iyi performans göstermesine ihtiyacımız vardı, lakin Leo'nun akıllara zarar hücum anlayışına rağmen maçı kazandık. Leo'nun varlığı takımı Batista'nın yokluğundan daha olumsuz etkiledi. 2. periyotun sonunda evin içinde "Kovun bunu, AT BUNU sokaga, AT AT AT" diye başlayıp küfürler savuruyordum ki eşim "Bana sövüyorsun sanacaklar" diyerek susturdu. 3 sezon önce hazırlık turnuvalarından sonra gönderdiğimiz Morgan bile Leo'dan çok daha iyi bir oyuncu. Adamın bir kere gönlü yok. Varsa yoksa istatistik kağıdına sayı yazsın. 5 ribaund kucağına düştü de onları aldı bir zahmet.

Neyse kötü tarafi bir yana koyup iyi taraflardan bahsedelim biraz da. Barış Hersek çok mücadele etti, elinden gelenin fazlasını yaptı. Mutlu Demir acayip faydalı oldu, öyle böyle değil. Takımda P&R oynayabilecek adam oldu. Çok da iyi oldu. Transferine katkı sağlayanlara helal olsun.

Dixon pek gününde değildi, ritmini de henüz bulamadi; ama ondan yana şuphemiz yok nasilsa. Diebler da faul problemine girse de istekliydi. Soner'in Yunus Emre'nin onunde 2. guard olmasi moralimi bozmadi değil. Attığı birbirinden güzel şutlardan çembere değen bile oldu. Şutunu çok geliştirmiş :)

Inanç toparlanmış, ayakları çok yavaş ama en azından kafası oyunun içinde. Hazırlık turnuvasındaki gibi olsaydı hiç çekilmezdi.

Sonuç olarak gecen senede pek göremediğimiz bir şekilde maç sonunu iyi oynayarak kazandık. Maç berabereyken faul yaptiran Aziz Bekir'e de teşekkürümüzü eksik etmeyelim.

Yarın Banvit maçı var. Banvit de beklendiği gibi Trabzon'u yendi. Eger Batista geri dönebilirse Banvit karşısında şansımızın olacağını düşünüyorum. Antep'in ise diğer maçlarını da kaybetmesini bekliyorum.

Bu arada bir lafım da federasyona olsun. Antep'e verdiniz maçları, oyuncu sayısı taraftar yoktu maçta. Amacınız basketbolu yaymak olsa bir tek Antep'e vermezdiniz bu maçları. 

21 Eylül 2013 Cumartesi

Pınar Cup Sonrası

Merhaba,

Pınar Cup'ı bitirdik. Hem takımlar hem de taraftar için iyi bir hazırlık turnuvası oldu diyebiliriz. Paslanmışız :)

Turnuvayı sonuncu olarak tamamladık. Olabilir, çok sorun değil açıkçası; ama bu sene bazı noktalarda problemler yaşayacağız belli ki.

Örneğin oyunun ritmini değiştirecek bir oyuncumuz yok, bir oyuncu giriyor, diğeri çıkıyor ama birbirinin yerine giren oyuncular oyuna fazladan bir enerji koyamıyorlar.

En önemli sorunumuzun havaya girmek olacağını düşünüyorum. Geçtiğimiz yılı düşündüğümüzde, oyun sıkıştığında veya işler kötü gittiğinde bir P&R sonrası Aminu'nun vurduğu smaçla, savunmada yaptığı bir bloka veya Mutaf'ın 7-8 metreden uydurduğu bir üçlükle hem seyircinin hem takımın havası değişiyordu. Bu sene bunu yapabilecek sadece Dixon'in üçlükleri var, belki bir de Yunus top çalarsa veya kendini oradan oraya fırlatırsa heyecanlanırız.

Maç sonunu iyi oynayamama ve Dixon oyunda yokken organize olamama durumumuz devam ediyor. Çok güvenilen Can Altıntığ istenilen ölçüde katkı vermezse 2-3 numarada ciddi sıkıntı yaşayabiliriz. Leo'nun da sanırım kafası hiç çalışmıyor, Allah sonumuzu hayretsin.

Batista 2. günün aksine Güneşin Oğlu Esteban olduğunu gosterdi. Maç eksiği tamamlanınca acayip katkı sağlayacak o kesin.

Egemen Güven ile ilgili bir şey yazmayacağım, nazar değer endişesi içerisindeyim. Maşallah.

Son olarak tekrar: Inanç Koç bitmiş....

20 Eylül 2013 Cuma

Pınar Cup'ta İki Günün Ardından

Merhaba,

Pınar Karşıyaka'yı yakından takip eden bir taraftar olarak bu sene elimden geldiğince blog üzerinden görüşlerimi sizlerle paylaşacağım. Arada dayanamayıp başka konularda da yazarım ama ana konumuz Pınar Karşıyaka olacak.

Pınar Cup'ta takımı iki gün arka arkaya seyrettim, iyi kötü bir fikrim oluştu. Geçen seneye göre neleri daha iyi yapabiliriz neleri daha az yapabiliriz üzerinden geçelim.

Once gecen seneki kadronun son halini yazalım: Dixon, Soner, Serkan, Evren, Mutaf, Diebler, Thomas, Umit, Aminu, Bora, Calban, Mert Celep.

Bu seneki kadro: Dixon, Yunus, Soner, Can, Diebler, Inanc, Batista, Leo, Baris, Mutlu(?), Calban, Kentli/Celep

Bu sene ile tek tek karşılaştıralim:

Dixon vs Dixon : Dixon bildigimiz gibi, bu sene silahları arasına orta mesafe şutu eklemeye çalışıyor sanki. Becerebilirse çok iyi olur. Geçen seneyi 4,6 asist ortalamasıyla bitirmişti. Bu asistlerin onemli bir kismini Pick and Roll oyunları sonrası Aminu'ya yaptigini soyleyebiliriz. Bu sene ne yazik ki boyle bir sansi olmayacak.

Yunus vs Soner : Serkan Menteşe'nin gonderilip yerine Yunus'un alinmasiyla su andaki goruntude Yunus 2. oyun kurucu olarak Soner'den daha cok sure alacak. Buna yorumum kisaca: HULOOOOGH! :) Dixon oyunda olmadiginda en azindan savunma tarafinda oyunun seklini degistirecek bir oyuncumuz olmasi buyuk avantaj. Yunus girdigi zaman daha agresif savunma yapabiliyoruz ve ceza şutlarını da sokabiliyor.

Soner vs Serkan : Karşılaştırmak bile saçma, Soner Serkan'dan birkaç gömlek üstün. Dixon'in dinlenmesini saglayabilir. Ayrica Yunus ile 2. guardlik icin yapacagi mucadele ikisinin de oyununu gelistirecektir.

Can vs Evren/Mutaf: Takimin bu noktasi geriye dogru adim attigimiz bir yer gibi gorunuyor. Evren gerek cani istediginde yaptigi savunmasi, gerekse oyunu kontrol etme beceresi ile 2 numarayi iyi goturuyordu. Sonradan Mutaf'in gelmesiyle orada deli dolu manyak sutor kontenjani da dolmustu.Can ile Evren'i karsilastirmak gerekirse gecen seneki istatistiklerinin birbirine cok yakin oldugu gorulebilir, lakin oyun icinde Evren daha fazla sorumluluk aliyordu. Can ise firsatini bulunca potaya gidiyor ki bu gecen sene pek yapilmayan bir hucum turuydu.

Diebler vs Diebler : Diebler bildigimiz Diebler orada bir degisiklik yok.

Batista vs Thomas: Thomas disaridan da sutu olan, sirti donuk hucumu Batista kadar iyi olmayan bir oyuncu. Dun Besiktas karsisindaki performansi ile Batista'yi degelerndirmek haksizlik olur. Epey kotu bir gun gecirdi; ama sirti donuk oyunda Prkacin-vari hareketleri bu seneki Yunus ile birlikte favori oyuncum olacaginin sinyallerini verdi. Boyle bir oyuncunun takimda olmasi buyuk avantaj. Yine de belirtmek gerekir ki zamana ihtiyaci var; sonucta gecen sene neredeyse hic sure almadi. Birkac hafta icerisinde Gunesin Oglu Esteban mertebesine ulasacaktir :)

Baris vs Umit Sonkol: Geriye gittigimiz bir alan oldugunu dusunuyorum. Umit'in hem karakter olarak hem oyun zekasi olarak Baris'in cok uzerinde oldugunu dusunuyorum. Baris pota altinda cok yumusak kaliyor, ribaundlarda hic ortada yok, hucumda da henuz setlere alisamadi diyelim. Ilk kanserojen maddemiz kendisi olacak gibi.

Leo vs Aminu: Daha once 25 attigi hazirlik maclari oldu gecen seneyi de 17 kusur sayi ortalamasiyla bitirmis durumda ama ilk 2 gunku performansina bakinca: EYVAHLAR OLSUN! Topu alip crossoverlarla izolasyon oyunu oynamalar mi dersin, mac 3 sayi 10 saniye varken bos butun mac firsat buldukca attigi uclugu atmayarak bir de sacma sekilde iceriyi zorlayip top kaybetmek mi dersin, alan kontrolunu iyi yapamayip ters paslarda surekli rakibe topu teslim etmek mi dersin, ne ararsan vardi. Bugun de seyredelim de tekrar yazariz.

Mutlu(?) vs Bora: Mutlu henuz oynamadi, imza attigindan da emin degilim; ama gelirse Bora'dan cok daha fazla katki verecegini dusunuyorum.

Son olarak Inanc KOC: Inanc bitmis..... hatta, bitmis....